Mersin Dalı Aşkına

Naim Pınar
Naim Pınar Görüntülemeler
22 dk okuma süresi

Siyasi Danışman, Tarihçi Naim Pınar’ın Kıbrıs Türk siyasi tarihine mercek tutan yazı dizisi… (1)

Neden Mersin Dalı Aşkına; Kıbrıs Türkü’nün kültürel ve siyasal belleğinde “Mersin Dalı” çok önemli bir maneviyata sahiptir. Eleştiriye açık bir iddia koymak istiyorum. Kıbrıs Türkü’nün İngiliz Sömürge İdaresine karşı ilk ciddi sınavının yaşandığı yıllardır. 1930 yılında sömürge idaresinin desteklediği işbirlikçi grup kendilerine sembol olarak zeytin dalını seçmişlerdi. Sömürge yönetimine karşı Kemalist Halkçılar olarak tanımlanan grup ise kendilerine Mersin Dalını seçmişlerdir. Yıllar sonra Kıbrıs Türkü’nün siyasal yelpazesine baktığımızda Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş’ın da mersin dallarını miting alanlarında, yollarda kullandığını hatırlıyorum. Bu topraklarda varoluş mücadelesinin önderleri her zaman miting alanlarına, yollara mersin dalları atarak halkın büyük desteğini almışlardır. Toplumsal belleğimizde, sevdiklerimizi ebediyete uğurlarken dahi halen mersin dallarını son görev olarak topraklarına bırakırız.

Mersin dalı kimlik mücadelemizin, varlığımızın,
bu topraklardaki kökü, özü ve aşkı gibidir

Siyasi Danışman, Tarihçi Naim Pınar

Zeytin Dalı ise farklı coğrafyalarda barışı sembolize etmesine rağmen, bu topraklarda yaşanmış kültürel ve siyasal deneyimlerimizden ötürü Kıbrıs Türkü’nün belleğinde işbirlikçi, halk düşmanı gibi olumsuz algıları canlandırmaktadır. O nedenle, Kıbrıs Türk siyasal mücadelesinden önemli kesitlerin yer alacağı bu yazı dizisine “Mersin Dalı Aşkına” adını verdim.Kıbrıslı Türklerin siyasal yaşamında 1940’lı yıllar önemli olaylara sahne olmuştur. Bu dönemde Kıbrıslı Türkler arasında yaşanan “Liderlik” kavgası, Kıbrıs Türk siyasetinde bugün halen devam eden ikircikli yapının kökenlerine bakmak açısından önemli bir kırılma noktası, siyasal deneyimlerimiz açısından da çok kıymetli bir ders niteliğindedir. 1940’lı yıllara gelmeden önce Kıbrıs Türk siyasetine şekil veren tarihsel arka planı iyi anlamamızın, yaşanan süreçleri daha kolay algılamamıza yardımcı olacağından 1920’lerin ilk yarısına ışık tutarak izaha başlamanın daha doğru olacağını düşünüyorum.

Tarihsel Arka Plan

Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküş yıllarında başlar Kıbrıs Adası’nın kaderi değişmeye, yeniden şekillenmeye. 93 Harbi sırasında Rus İmparatorluğu karşısında yenilen Osmanlı İmparatorluğu, Ruslara karşı sıcak denizlerin kontrolünü sağlama amacıyla 92.799 sterline Kıbrıs Adası’nı 4 Haziran 1878 antlaşmasıyla İngilizlere kiralamıştır. Bu antlaşma 1914’e kadar devam etmiş ve bu süre zarfında Kıbrıs, İngiliz Yüksek komiserliği tarafından yönetilmiştir. Osmanlı’nın Birinci Dünya Savaşı sırasında İttifak devletlerinin yanında yer almasıyla İngilizler Kıbrıs’ı ilhak ettiklerini açıklamışlar, 1923 senesinde imzalanan Lozan Antlaşması ile de bu ilhak, Türkiye Cumhuriyeti tarafından zorunlu olarak tanınmıştır.

Kıbrıs Türkü, 1878’de Ada’nın Osmanlı tarafından İngiltere’ye kiralanmasıyla başlayan yeni süreçle birlikte, peşi sıra yaşanan iki dünya savaşının etkisi ve Ada’nın diğer etnik toplumu Kıbrıslı Elenlerin erken uluslaşma bilinciyle ortaya çıkan “Enosis” talepleri karşısında bir varoluş mücadelesi içerisine girmiştir. 

Bu çetin mücadele yılları içerisinde Kıbrıs Türk Cemaati’ne yön veren etkin fikriyat; 1923’de kurulan Anavatan Türkiye Cumhuriyeti’nin etkisiyle “Türk milliyetçiliğidir”. Bu dönemde toplumumuzun ileri gelenleri, ne İngilizlerin zaman zaman dillendirdiği muhtariyet önerisine ne de Kıbrıslı Elenlerin bağımsızlık ve sonradan temel ülkülerine dönüşecek olan Enosis taleplerine sıcak bakmıyorlardı. Kıbrıslı Türklerin içerisinde değişik fikirsel kavgalar olmasına rağmen hemfikir oldukları tek konu “Anavatan Türkiye Cumhuriyetine tabi olmaktı.

Kavanin Meclisi ve Zorunlu İttifak

Lozan Antlaşması sonrasında, İngilizler adanın idaresi için artık Yüksek Komiser yerine Ada’ya Vali atamaya başlar. İngilizler, siyasetlerine (Böl ve Yönet Politikası) hizmet edecek bir de danışma meclisi kurarlar. İngiliz Sömürge Yönetimi adaya geldikten kısa süre sonra 1882 tarihinde yeni bir Anayasa yürürlüğe koymuştur. Bu yeni anayasaya göre; Danışma Meclisi yasama görevi yapacaktı. Meclisin yapısı ise İngiliz çıkarlarına göre belli bir denge içermekteydi: Toplam 18 temsilciden oluşan Kavanin Meclisi, 9 Ortodoks Hıristiyan (Kıbrıslı Elen), 3 Müslüman (Kıbrıslı Türk) ve 6 resmi üyeden (İngiliz) oluşturulmuştu. Hristiyan üyeyi Hristiyanlar, Müslüman üyeyi Müslümanlar seçecekti. Mecliste yapılan oylamalarda oyların eşit çıkması durumunda, Yüksek Komiser’in oyu belirleyici olacaktı. Ayrıca Kavanin Meclisi seçimleri için İngilizler Ada’yı “Lefkoşa-Girne”, “Mağusa- Larnaka” ve “Limasol-Baf” olmak üzere üç seçim bölgesine ayırmışlardı. Her seçim bölgesinde 1’i Müslüman, 3’ü Hristiyanlarca seçilmek üzere 4 üye ile temsil edilecekti.  İngiliz Sömürge İdaresinin Kavanin Meclisi adıyla kurduğu meclise seçilecek milletvekilleri cemaatlerinin haklarını savunma açısından hayati önem taşımaktaydı.

Böl ve Yönet Politikası

İngiliz Sömürge Yönetimi, Kıbrıs’ı iyi etüt etmişti. İlk olarak halkların ulusal şuurla hareket etmelerine engel olacak en etkili yolun mevcut statükonun korunmasından, yani din esaslı cemaat anlayışının pekiştirilmesinden ve bu yapıların kontrol altında güçlendirilmesinden geçtiğini saptamıştı. Kıbrıs’taki Türk ve Elen halklarının birlikte karar almalarını zorlaştıracak tüm unsurları göz önünde bulundurmuşlar, bu bağlamda; Kavanin Meclisi’nde bulunan 9 Rum üyenin ulusal çıkarlarına karşın, 6 resmi üye (İngiliz) ile 3 Türk üyenin birlikte hareket etmesini zorunlu hale getirmişlerdi. İngilizler, Kıbrıs Türkü’nün 1920’li yıllarda Türk Kurtuluş Savaşı’na her türlü baskı ve tehdide rağmen genç kızların çeyizlerini bile hiç düşünmeden satarak Anadolu’daki mücadeleye omuz verdiklerini, Kıbrıs Türk münevverlerinin gizli faaliyetlerini çok iyi bilmekteydiler.

İngiliz Sömürge Yönetiminin Böl ve Yönet politikalarının bir gereği olarak Osmanlı’dan miras kalan yapılara hükümetle işbirliği yapacak ılımlı (İşbirlikçi) şahsiyetler özenle seçilerek, Türk Lisesi ve Evkaf İdaresi gibi stratejik noktalara yerleştirilmişlerdi.

İngilizler, bu dönemde Kıbrıs Türk Halkının Müslüman kimliğini öne çıkartarak, ulusal bilinçle hareket etmelerini kesin şekilde engellemeye çalışmışlardır. Tarih sayfaları1925 tarihini gösterdiğinde ise İngiliz Hükümeti adayı Taç Kolonisi ilan etmiş, bu toprakların gerçek sahibi Kıbrıs Türk Halkına da adeta ikinci sınıf muamelesi yapmaktaydı. Kıbrıs Türk Halkının içinden “ekselanslarının” sömürge yönetimine tam bağımlı kuklalar seçmişler, halkın ağır vergiler altında zor günler yaşamasına, esnafın tefecilerin eline düşmesine sebebiyet veren işbirlikçi seçkin bir zümre yaratılmasına zemin hazırlamışlardır. Kıbrıs Türkü, çaresizlik içerisinde hükümetle “iyi ilişkileri” olan bu bencil zümrenin şahsi çıkarlarını ve ekselanslarının politikalarını ön planda tuttuğu yıllarda gelecekten umudunu kesmiş, bitap bir haldeydi.

İlk Ciddi Sınav 1930 Seçimleri

İngiliz İstihbaratının sıkı takibine rağmen yıllar önce 1920’lerin ilk yarısında başını Kurucu Cumhurbaşkanımız Rauf Raif Denktaş’ın babası Hakim Raif Efendi’nin çektiği münevverler, Ada’daki Türk varlığının korunması adına gizli toplantılar yapmayı ve halkın milli şuurunu canlı tutmayı başarmışlardır. Hakim Raif Efendi tarafından keşfedilen ve ilk Milli Cephe Partisi’nin oluşumunda gelecekteki mücadele için adeta seçilmiş, teste tabi tutulmuş genç Necati’nin tarih sahnesine çıkma zamanı gelmişti.

Bu düzenin değişmesinin gerektiğini düşünen genç bir adam kalbindeki sesi dinleyerek büyük bir cesaret gösterir. Mısırlızade Necati Özkan, 1930’da Kavanin Meclisi seçimlerine yanına aldığı ezilen halkın sesine kulak veren arkadaşlarıyla birlikte İngiliz Sömürge Yönetimi’nin desteklediği “Evkafçı/Gelenekçiler” adaylara karşı “Halkçı/Kemalistler” olarak aday olurlar.

Necati Özkan

Necati Özkan ve arkadaşları, halkın yıllardır çektiği sıkıntıları ve işbirlikçi evkafçıların halka ihanetlerini en iyi görenlerdi. Bu duruma son vermek ve Kıbrıs Türk halkının menfaatlerini korumak için aday olmuşlardı. O güne kadar bütün Kavanin Meclisi seçimlerini İngilizlerin desteklediği ve hükümet imkânlarını sınırsız kullanan evkafçı grup kazanmaktaydı. Bu düzeni yıkmak için Necati Özkan’ın birinci seçim bölgesi olarak belirlenen ve Evkaf Murahhası Sir Münir’in de aday olduğu Lefkoşa-Girne kazasından aday olması gerekiyordu. Necati Özkan 1925’de daha Lefkoşa Belediye azalığı görevini yürütürken mevcut durumu değiştirmenin tek çaresinin; yani halkının onurunu iade edecek, halkın cesaretini yerine getirecek ilk adımın bu birinci seçim bölgesinde “ekselanslarının” desteklediği evkafçıların lideri konumundaki Münir Bey’in karşısına çıkarak olabileceğini görmüştü. İngilizlerin desteklediği bu grup tüm hükümet imkânlarını kullanmakta, rüşvet almakta, halkına ihanet ederek, kamu işlerinin yolsuzluklarla yürütülmesine çanak tutmaktaydı.

Sol Başta Fesli Sir Münir – 1930’lu Yıllarda Gerçekleşen Hükümet Töreninden Bir Kare, Lefkoşa

1930 yılındaki Kavanin Meclisi seçimlerinde İngiliz İdaresine karşı Kemalistlerin grubu olarak Mersin Dalı amblemleriyle ortaya çıkan “Halkçılar”ı görüyoruz. Halkçıların Lideri Mısırlızade Necati Özkan Bey’di. Karşılarındaki grup ise, İngilizlerin desteklediği Zeytin Dalı amblemleriyle Gelenekçiler’di. Bu grubun Liderliğini ise Evkaf Murahhası Mehmet Münir Bey yani nam-ı diğer Sir Münir’di.

Halkın Sevgisini Kazanan Mersin Dallı Adam

Kıbrıslı Türklerin siyasal yaşamında önemli bir yeri olan Mısırlızade Necati Özkan, 1925 yılındaki Lefkoşa Belediye seçimlerinde önemli başarı göstermiştir. İngiliz Sömürge İdaresinin kurduğu “Kavanin Meclisi” seçimlerinde de “Halkçılar” diye bilinen grubun Liderliğini üslenen Necati Bey, kısa sürede Kıbrıs Türkü’nün güven duyduğu bir lider konumuna gelmişti. 1930 Kavanin Meclisi Seçimleri sırasında Söz Gazetesi, Halkçılar olarak bilinen, Mersin Dalı amblemleriyle seçimlere giren grubun sesi konumundaydı.

Evkafçılar olarak bilinen İngiliz çıkarlarına asla ters düşmemeye özen gösteren bu “vekiller” Kavanin Meclisi’nde de halkın zararına olacak birçok işe imza atmaktaydılar. O günlerde yayınlanan Söz Gazetesi’nin başyazarı Muallim Mehmet Remzi Bey’in devamlı suretle Evkafçıların halka ihanetini yansıtan köşe yazıları içler acısı durumu ortaya koymaktaydı. Necati Özkan ise neden aday olduğunu her fırsatta halkına anlatıyor ve halkın düşmanı olan bu işbirlikçilere karşı cesurca konuşmalar yapıyordu. Yine Söz Gazetesi’nin yazarlarından Avukat Ahmet Raşit Bey’in bir köşe yazısında Kavanin Meclisi’nde milletvekilliği yapan bu halk düşmanlarına karşı yönelttiği sorular oldukça dikkat çekicidir:

Söz Gazetesi

“… 1- Bir kimse Kavanin azası iken, bu sıfata haiz olduğu salâhiyeti suistimal ederek birisinden rüşvet alırsa, böyle bir adam milletvekili olabilir mi? 2- Rüşvet maddesinden dolayı cinayet mahkemesi huzurunda cürümünü kabul ederek tecil-i ceza ile kefalete rabdedilen bir Kavanin azası tekrar intihab (seçilme hakkı) olunmak için milletçe ehliyete malik midir? 3- 1925 senesinde Evkaf’ın siyasete karışması aleyhinde olan ve evkaf partisi aleyhinde olarak Kavanin azalığına çıkan bir kimse, intihabı kazandıktan sonra aleyhinde bulunduğu evkafçılığa iltihak eder ve onun bütün memleketin başında yolunması için adeta bir fedai gibi çalışırsa halkın kendisini intihab ettiği esasa hinayet etmiş ve bu seretle halkı aldatmış olmuyor mu? Ve artık böyle bir kimse şayan-ı itimat mıdır? 4- Lise komisyonu aza-i tabiyesi sıfatıyla mektebin tedrisat (öğretim), inzibat (asayiş) ve sairesini yakından teftiş etmek vazifesi iken, mümeyiz-i mahsus ünvanına takılarak bu mektebin imtihanlarında bulunduğu günler zarfında ağır yevmiyeler alan ve fakir halkın hazinesine bar olan bir adam halkın zararına olarak kendi menfaat-ı şahsiyesi için çalışmış olmuyor mu? 5- Bir lise idaresinde milletin adem-i iktidarından bahsederek milli mevcudiyetimizin temelini sarsan ve liseyi “koleje” tahvil için baş vurmadık vasait bırakmayan bir milletvekili, vazifesini hüsn-ü ifa etmiş olur mu? 6-Şeref ve haysiyetini, hukuk ve menfaatini müdefaaya mecbur olduğu milleti, Kavanin salonunda en ağır hakaret olan cehaletle itham ve teşhir eden bir kimsenin, millet namına öyle bir mecliste bulunmasına cevap var mıdır? 7- Mektebin başına bir İngiliz müdür getirmek için kıyamet koparan ve ondan sonra da iki sene zarfında hemen hemen semtine hiç uğramayan bir Kavanin azası fikirlerinde samimi olarak kabul edilebilir mi? …” 1

Evkafçılar olarak bilinen ve ekselanslarının sözünden çıkmayarak halkın sıkıntılarını görmezden gelen, işbirlikçi vekillerin liderliğini üstlenen Sir Münir’ün karşısında artık halkının tam güvenini kazanan samimi bir lider vardı. Halkın Liderinin gittiği her köy, kasaba ziyaretinde mersin dalları yollara seriliyor, halktan ise “Geç öne doğru yol göster Necati, bağrımız yanıktır, su ver Necati” sloganları yükseliyordu. Artık mücadele bir halk hareketine dönüşmüştü. Halkın Liderinin yarattığı ruhla artık etrafa mersin kokuları yayılıyor, halkın arasında da onur, adalet ve dürüst insanların sıcaklığı “biz” bilincini yeniden bina ediyordu.

2 Ekim 1930 Perşembe akşamı saat: 20.00’de Necati Özkan liderliğindeki Halkçı grubun konuşmalarını dinlemek için Lefkoşa’ya gelen yaklaşık 3000 civarı insan heyecanla beklemekteydi. Ekselanslarının uşakları ve Evkafçıların destekçileri para karşılığı bir grup sarhoşu halkı rencide ve tahrik etsinler diye bu miting alanına yollamışlardı. Bu sarhoşların sağa sola sataşarak Necati Özkan’ın konuşmasını engellemek için geldiği açıktı. Bu çok çirkin durum karşısında orada bulunan binlerce halk patlamaya hazır bir volkan gibi öfkeyle dolmuştu. Halkın Liderinin tek bir cümlesi bu kendini bilmez 5-10 kişilik grubun linç edilmesini sağlayabilirdi. Fakat Necati Özkan bunun bilinçli bir provakasyon olduğunu biliyordu. Halkının yekvücut bir mücadele için cepheleşmesine hizmet eden bir reaksiyona izin vermeyerek, onların bağrışı çığrışı arasında konuşmasına devam etmiştir. Necati Özkan, halkın çıkarları yerine hükümet ve şahsi çıkar peşinde koşanların başında Sir Münir Bey’in geldiğini ve bunun halkına ihanetten başka bir şey olmadığına işaret ederek, halkın kudretinin her şeyin üzerinde olduğunu vurgulamıştır.  O günün unutulmaz olaylarından biri de Halkın Liderinin konuşmasının ardına heyecanlanan Avukat Fadıl Niyazi Korkut’un toplantının huzurunu kaçırmak için gelen sarhoş gruba hiddetlenerek otele çıkıp tüm kuvvetiyle: “Halkın Sesi, halkın sesidir ve bir avuç sarhoşun gürültüsü ile bu ses susturulamaz.” demesidir.  Ardından kürsüden söz alarak Halkın Liderinin yanında olmanın halkın yanında olmak anlamına geldiğini söyleyerek konuşmasına başlayan Söz Gazetesi Başyazarı Muallim Mehmet Remzi halka şöyle seslenmişti:

Söz Gazetesi

“… Kımıldayış, çok mühim ve kıymetlidir efendiler. Lefkoşa ve Girne kazalarını baştanbaşa gezdik. Halk ile yakından temasa geldik. Dertlerimiz birdir. Menfaatlerimiz müşterektir. Halkın bizi istikbal etmesi, halkın bize yanaşması ve halkın bakışı aşikâr gösteriyor ki meselemiz, kurtuluş davamız halk tarafından anlaşılmış ve benimsenmiştir. Onun için diyoruz ki bu, halkın kımıldanışıdır. Halkın hareketi en cebbar kuvvetleri bile devirir. Halkın pazusunu bükecek bir kuvvet yoktur. Bu hareketi durdurmak ve halkın hak isteyen sesini boğmak isteyenler ve buna çalışanlar vardır; fakat bunlar halka yanaşmaktan korkuyor, saklanıyorlar ve kendi namlarına işte size bu keyifli ve şataretli çocukları gönderiyorlar. Eğer Münir Bey’in halka hürmeti olsaydı şüphe etmeyiz ki bu sarhoşları buraya göndermez ve sizi mütemadiyen rahatsız etmeye tenezzül etmezdi. Sevininiz, eğleniniz çocuklar, çünkü sevincinizin son saatlerini yaşıyorsunuz. Şimdi halk ağlıyor siz neşeleniyorsunuz. Yarın halk gülecek ve siz susmağa mecbur olacaksınız”.2

Kıbrıslı Türk Halkının siyasal tarihinde gurur yıllarıdır O’nun 1930 Kavanin Meclisi seçimlerindeki cesur duruşu. Necati Özkan, sömürge yönetiminin işbirlikçilerine karşı çıkmıştı. Halkını ezen, şahsi menfaatten, rüşvetten başka hiçbir düşüncesi olmayanlara karşı bu mücadelede cesurca öne atılarak halkını umutsuzluktan kurtarmıştı. Halkın ayaklar altına alınan onurunu korumak için çıktığı bu yolda vatan topraklardaki Türk varlığının da asla yok edilemeyeceği gerçeğini tekrardan hatırlatan lider olmuştu.

Direnişin sembolü mersin dalıydı.Halkın bağrı yanıktı,  sömürgeden yana olanlar ise çok rahattı. Kısa sürede ortaya çıkan bu temiz ve cesur yürekler işbirlikçi halk düşmanlarının nihayet huzurunu bozmuştu. Halkın Lideri konumuna gelen Necati Özkan’ın her söyleminde evkafçıların mevcut kokuşmuş tarafgir siyasetlerinde adeta boğuluyordu. Mersin Dallı Kemalist gruba, Ada’nın her yerinde halkı sahip çıkıyordu.

Lefke’de Yıldız Kıraathanesini (sonraki adıyla Vası Palas) açmaya hazırlanan meşhur kahveci Haşim Ağa, Necati Bey’i her yerde kötüleyerek destek arayan evkafçı grubun Lefke’yi ziyaret edeceğini duyunca gelecek olan sömürge yanlısı ekibe hemen halkın diliyle muazzam bir karşılama hazırlar. O gün Haşim Ağa baştan aşağı mersin dalıyla süslediği eşeğe ters binerek arkasına aldığı kalabalık kitleyle Lefke çarşısına girmeye çalışan Sir Münir taraftarlarına “Necati ve yalnız Necati” naralarıyla halkın kudretini bir kez daha göstermiş olur.

Sandık günü gelip çatmıştı. 15 Ekim günü sandıkların kurulduğu mahaller adeta halk tarafından zapt edilmişti. Necati Özkan’ın halkına verdiği güven ve umutla o gün Kıbrıs’ın dört bir yanı mersin dallarıyla süslenmiş bir festival alanına dönüştürülmüştü. Bu, halkın yeni bir başlangıç yapması anlamına geliyordu. Artık söz sırası halkındı.

Sandıkların sayılmaya ve alınan oyların duyurulmaya başlamasıyla Necati Özkan’ın halkın sevgilisi ve tek lideri olduğu tescillenmiş oluyordu. Siyasi tarihimizde adına halkı tarafından sloganlar ve şiirler yazılan ilk ve tek lider Necati Özkan olmuştur.

İlk Türk Konsolosu Asaf Bey

Mersin Dallı amblemleriyle halkın yüreğine su serpen Necati Bey’in Liderliğindeki Kemalist Halkçılar, İngiliz Hükümetinin desteğini alan Evkaf Murahhası Mehmet Münir Bey’i siyaseten yenmişler ve Münir Bey’in yerine Kavanin Meclisine Necati Bey’i sokmayı başarmışlardır. 1930 Kavanin Meclisi seçimlerinde kavga, esasen Türk Lisesine Türk Müdür atanması ve Müftünün nasıl atanacağı konuları üzerinden şekillenmiştir. 1925 yılında genç Türkiye Cumhuriyeti’nin Kıbrıs’a atadığı ilk Türk Konsolosu Asaf Bey’in adaya gelir gelmez tanışıp fikirsel yakınlık kurduğu Halkçı Cephe adayı Necati Bey’e gittiği her yerde destek istemesi, İngiliz Hükümetinin desteklediği Evkafçı adayların tepkisine yol açmıştı. Asaf Bey, toplum içindeki bazı yolsuzluklara müdahale etmek istemiş, fakat Evkaf Murahhası Mehmet Münir Bey bunu Evkaf işlerine dışarıdan karışma olarak yansıtmış ve nihayetinde Türk Konsolosu Asaf Bey’i İngiliz Vali Ronald Storrs’a şikâyet etmişti. 1930 Kavanin Meclisi bu ortamda yaşanmıştı. Daha sonra seçim propagandalarının yaşandığı esnada Baf Kazasını ziyaret eden Konsolos Asaf Bey, Halkçılar lehine destek konuşmaları yapmış ve bu durumdan oldukça korkan Gelenekçilerin Baf adayı Dr. Eyyüp’de konsolosu İngiliz Sömürgeler Bakanlığına yazdığı bir mektupla şikâyette bulunmuştu. İngilizlerin Türkiye Hükümetine yapmış olduğu yoğun baskıya dayanamayan Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti de kısa süre sonra Konsolosu Asaf Bey’i geri çağırmak zorunda kalmıştı.

Türk Lisesi Gençleri Tarih Yazıyor

Lefkoşa’da seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından Sarayönü’nde toplanan kalabalığa ateşli bir teşekkür konuşması yapan Necati Özkan Bey, daha sonra kendisine militanca destek olan Lefkoşa Türk Lisesi talebelerinin gönlünü almak için miting alanından Liseye kalabalıkla birlikte yürür. Burada İstiklal Marşımız okunup, İngiliz müdür nezaretinde Lise’ye daha önce Mehmet Münir Bey’in izin vermediği Türk Bayrağı çekilir.

Oradan da Köprübaşı’nda yol yapımı için bir kısmı yine daha önce Münir Bey tarafından kaldırılması onaylanan ecdadın şehitliği ziyaret edilir ve kalabalık oradan dağılır. Seçimlerden iki hafta sonra 29 Ekim kutlamaları için Kıbrıs’ta hazırlıklar yapılır. Bu törenler esnasında Türklere ait işyerine, evlere, binalara, derneklere, kahvehanelere ve lokallere bayraklar asılarak milli duygular tatmin edilir.

Bu kutlamalara Mehmet Münir Bey’in idaresinde olan Evkaf Dairesi, camiler ve minareler iştirak etmiyor, Mehmet Münir Bey bir kez daha İngiliz Hükümetine bağlılığından ödün vermiyordu. Vali Storrs, 29 Ekim kutlamalarının olduğu günün sabahı Necati Özkan’ı polis nezaretinde makamına getirtmiş, iki hafta önceki seçimlerin sonrasında Lise’de marş söyleyip, bayrak çekme olayını okullara siyaset karıştırmak olarak gördüğünü söyleyip bundan sonrası için tehdit etmiştir. Fakat oradan ayrılan Necati Özkan, valinin uyarılarına kulak asmayarak öğleden sonraki lisedeki resmi kutlamalara katılmış orada bir konuşma yapmış ve bunun sonucunda da tutuklanmıştır.

Lise talebeleri, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlamaları sırasında, o gün okulun tatil edilmesini ve direğe bayrak çekmek istediklerini söylerler. Müdür Grant’ın bu isteklerine onay vermemesi sonucunda ise talebeler, bayrağı çeker ve istiklal marşını okuyarak okulu terk ederler. Bu dönemde Lefkoşa Türk Lisesi, Ada’nın tek Türk lisesi olması nedeniyle uzun zamandır politik tartışmaların merkeziydi. Lise, Evkafçılar ve Halkçıların birbirilerine üstünlük kurmak için çatıştıkları odaktı. Evkaf Murahhası görevi dışında aynı zamanda Lise komisyonu başkanı olan Mehmet Münir Bey, komisyonda devamlı Fikirdaşı Baf’tan Kavanin Meclisine girmeyi başaran Dr. Eyyüp ile birlikte, Lise’ye İngiliz Müdür gereklidir şeklinde direnmişlerdir. Fakat olaylı 29 Ekim kutlamaları sonrası komisyonda Evkafçılar ve Halkçılar arasında çok ciddi tartışmalar yaşanır. Bu tartışmaların sonucunda Müdür Grant’ın görevine son verilir. Bu olay Halkçıların ilk ve son başarısı olarak tarihe yazılır…

Dipnotlar

1 Girne Milli Arşivi, Söz Gazetesi, 9 Ekim 1930, Sayı:458, Sayfa:1

2  Girne Milli Arşivi, Söz Gazetesi, 9 Ekim 1930, Sayı:458, sayfa:2-3

Yazıyı paylaş
Naim Pınar
Yazar Naim Pınar
Siyasi Danışman, Tarihçi - Naim Pınar Naim Pınar 1980 tarihinde Yeşilyurt’da doğdu. Lefke Gazi Lisesinden 1997’de Mezun oldu. Atletizm Genç Milli Takımı sporcusu olarak gençler disk rekoru kırdı. Voleybol A Milli Takımı Sporcusu olarak KKTC’yi çeşitli yarışmalarda başarıyla temsil etti. Lisans eğitimini spordan elde ettiği başarılar sayesinde kazandığı bursla okudu. 2003 yılında Lefke Avrupa Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih bölümünden mezun oldu. Üniversite yıllarından itibaren çeşitli gençlik hareketlerinde gönüllü çalışmalar yaptı. Üniversite yıllarında ortaya koyduğu tarih araştırmaları çeşitli dergi ve gazetelerde yayınlanmıştır. 2001-2003 yılları arasında Lefke Çevre ve Tanıtma Derneği’nde tanıtma sorumlusu olarak görev yaptı. Kıbrıs’ın batı bölgesindeki çeşitli sivil toplum kuruluşlarında yönetici ve faal olarak katkıda bulundu. 2005-2007 yılları arasında Girne Güvence Eğitim Merkezinde Tarih Öğretmeni olarak çalıştı. Çeşitli gazete ve dergilerde özellikle yakın siyasi tarihimiz ve sözlü tarih alanında birçok makale ve köşe yazıları yayınlandı. 2008-2009 yılları arasında KKTC Cumhurbaşkanlığı Basın Sözcüsü Yerel Medya Takip Sorumlusu olarak görev yaptı. 2014 yılında Nazım Alpman’ın yönetmenliğinde çekilen “Emeğin Zaferi Dome Hotel” belgeselinin tarihsel arka planı ve araştırmasını üstlendi. 7 Ocak 2018 Erken Genel Milletvekilliği seçimlerinde Halkın Partisi Güzelyurt Milletvekili Adayı olarak gösterildi. 2019 Yılından beri KKTC İçişleri Bakanlığı’nda Siyasi ve Basın Danışmanı olarak görev yapmaktadır.