“152 Ada” Tartışması Yeniden Gündemde: Ankara Ege’de Hukuki Hamleye mi Hazırlanıyor?

Kıbrıs Raporu
1 görüntüleme
4 dk okuma süresi

Türkiye’nin Ege Denizi’nde egemenliği tartışmalı ada, adacık ve kayalıklar için yeni bir hukuki çerçeve hazırladığı iddiası gündem yarattı. Henüz resmi olarak doğrulanmayan iddia, Türkiye–Yunanistan hattında Ege gerilimini yeniden yükseltebilir.

Türkiye ile Yunanistan arasında işbirliği anlaşması imzalanmıştı. Şubat 2026, Ankara. Fotoğraf: Anadolu Ajansı

Ege Denizi’nde egemenliği tartışmalı ada, adacık ve kayalıklar meselesi yeniden Türkiye–Yunanistan hattının en hassas başlıklarından biri haline geldi.

Son günlerde sosyal medyada hızla yayılan “Türkiye, Ege’deki 152 ada ve kayalık üzerinde egemenlik ilan edecek” iddiası Ankara kulislerini hareketlendirirken, gözler olası bir “Türk Deniz Yetki Alanları Kanunu” hazırlığına çevrildi.

Ankara’dan şu ana kadar “152 adaya resmi egemenlik ilanı” yönünde doğrulanmış bir açıklama gelmedi. Ancak hükümete yakın kaynaklarda dillendirilen yeni düzenleme çalışmasının, özellikle Ege’de “gri bölge” olarak tanımlanan alanların hukuki statüsünü içeren daha geniş kapsamlı bir deniz yetki alanları çerçevesi oluşturmayı hedeflediği belirtiliyor.

Tartışmanın merkezinde “EGAYDAAK” var

Türk kamuoyunda uzun yıllardır kullanılan “EGAYDAAK” kavramı, “Egemenliği Antlaşmalarla Yunanistan’a Devredilmemiş Ada, Adacık ve Kayalıklar” ifadesinin kısaltması olarak biliniyor. Özellikle 1996’daki Kardak Krizi sonrasında Ankara, Lozan ve Paris antlaşmalarında adı açıkça geçmeyen bazı coğrafi oluşumların hukuki statüsünün belirsiz olduğunu savunmaya başladı.

Türkiye’nin temel argümanı, Osmanlı Devleti’nden Yunanistan’a devredilen adaların uluslararası antlaşmalarda tek tek sayıldığı, bunun dışında kalan ada ve kayalıkların hukuken devredilmiş kabul edilemeyeceği görüşüne dayanıyor.

Yunanistan ise Lozan sonrası oluşan statünün kesin olduğunu, Ege’de egemenlik tartışmasına açık herhangi bir alan bulunmadığını ileri sürüyor. Atina’ya göre mesele kapanmış bir sınır sorunu niteliği taşıyor.

Lozan’ın Tartışmalı Yorumu

Ege’deki hukuki tartışmanın temelinde büyük ölçüde 1923 tarihli Lozan Barış Antlaşması bulunuyor. Osmanlı Devleti’nin Balkan Savaşları sırasında fiilen kaybettiği birçok ada, Lozan’da uluslararası hukuk açısından yeniden ele alınmıştı. Antlaşmayla Gökçeada, Bozcaada ve Tavşan Adaları Türkiye’de kalırken, Midilli, Sakız, Sisam, Limni ve Semadirek gibi adalar Yunanistan’a bırakılmıştı. Ayrıca Anadolu kıyılarına üç milden yakın ada ve adacıkların Türkiye’ye ait olduğu hüküm altına alınmıştı.

Ancak Ankara’nın dikkat çektiği nokta, antlaşmada adı açıkça belirtilmeyen çok sayıda küçük ada, adacık ve kayalığın statüsünün net biçimde tanımlanmamış olması.

Türk hukukçular ve askeri çevreler, Osmanlı’nın hukuki mirasçısı olan Türkiye Cumhuriyeti’nin, devri açıkça yapılmamış coğrafi oluşumlar üzerinde hak iddia edebileceğini savunuyor. Buna karşılık Yunan hukukçular ise Lozan’ın genel egemenlik çerçevesinin yeterince açık olduğunu ve Türkiye’nin “gri bölge” yaklaşımının uluslararası hukukta karşılığı bulunmadığını öne sürüyor.

Yunanistan Doğu Ege Adalarını Silahlandırmaya Devam Ediyor

İki ülke arasındaki bir başka anlaşmazlık konusu ise gayri askeri adaların silahlandırılması konusu. Yunanistan, Türkiye’nin kendisi için Ege’de bir tehdit unsuru olduğu iddiasıyla, taraf olduğu uluslararası antlaşmaların aksi yöndeki hükümlerine rağmen Doğu Ege adalarının gayri askeri statüsünü ihlal etmeyi sürdürüyor.

1923 Lozan Antlaşması’na göre gayri askeri statüde olması gereken adalardan Semadirek, Limni, Midilli, Sisam, Sakız, İpsara, Ahikerya ile 1947 Paris Antlaşması’na göre silahsızlandırılması öngörülen Batnoz, İleriye, Kelemez, İstanköy, İleki, Kerpe, Sömbeki, Rodos ve Meis’te halihazırda Yunan askeri bulunuyor.

Yunanistan, Türkiye’nin itirazlarına ve antlaşmalardan doğan yükümlülüklerine rağmen 1960’lardan beri adaları silahlandırarak Ege Adaları’nın silahsızlandırılmış statüsünü ihlal etmeyi sürdürüyor.

Diğer yandan Yunanistan, 1993’te Uluslararası Adalet Divanının zorunlu yargı yetkisini kabul ederken, “ulusal güvenlik çıkarları” ile ilgili askeri önlemlerden kaynaklı hususlara ilişkin olarak zorunlu yargı yetkisine çekince koymuştu.

Yunanistan, bu şekilde adaların silahlandırılmasına ilişkin bir tartışmanın Uluslararası Adalet Divanı’na gitmesini engellemeyi hedeflerken, bu durum, Yunanistan’ın anlaşma yükümlülüklerini ihlal ettiğinin Atina tarafından zımnen kabul edildiğini ortaya koymuştu.

Yazıyı paylaş
Leave a review

Leave a Review

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir