Telif Mekanizması: Dijital Müdahalenin Meşrulaşma Riski

Arif Sarı
Görüntülemeler
8 dk okuma süresi

Bilişim ve Siber Güvenlik Uzmanı Prof. Dr. Arif Sarı, KKTC’de medya kuruluşları, gazeteciler ve siyasiler hedef alan geniş çaplı siber saldırıları, Kıbrıs Raporu için kaleme aldığı makalede değerlendirdi. Prof. Dr. Sarı’ya göre yaşanan gelişmeler ulusal düzeyde siber güvenlik kapasitenin yeniden ele alınması gerektiğini ortaya koyuyor.

Prof. Dr. Arif Sarı, Bilişim ve Siber Güvenlik Uzmanı

Son dönemde KKTC kamuoyunda gündeme gelen ve sosyal medya platformlarında içeriklerin “telif hakkı ihlali” gerekçesiyle kaldırılmasıyla ilişkilendirilen gelişmeler, yalnızca teknik bir süreç olarak değerlendirilmemelidir. Özellikle Aiplex Software Pvt Ltd gibi firmaların bu süreçte anılması, konunun daha geniş bir çerçevede ele alınmasını zorunlu kılmaktadır.

Mevcut tartışmalar incelendiğinde, ağırlıklı olarak bu içeriklerin hangi yöntemlerle kaldırıldığına odaklanıldığı görülmektedir. Oysa bu yaklaşım eksiktir. Esas olarak üzerinde durulması gereken husus, bu tür yöntemlerin neden tercih edildiği ve hangi koşullar altında uygulanabilir hale geldiğidir.

Sosyal medya platformlarının telif hakkı ihlallerine karşı geliştirdiği mekanizmalar, esas itibarıyla hak sahiplerini korumaya yöneliktir. Bu sistemde, bir kişi veya kurum, kendisine ait olduğunu iddia ettiği bir içeriğin izinsiz kullanıldığını belirterek platforma bildirimde bulunmakta, platform ise hukuki sorumluluk doğurmaması adına çoğu durumda hızlı bir şekilde ilgili içeriği yayından kaldırmaktadır.

Bu süreçte kritik öneme sahip olan unsur ise bazı şirketlere tanınan “güvenilir hak sahibi” statüsüdür. Bu statü, platformların belirli firmaları geçmiş başvurularına dayanarak daha güvenilir kabul etmesi ve bu firmalardan gelen talepleri daha hızlı ve sınırlı inceleme ile işleme alması anlamına gelmektedir. Bu durum, söz konusu firmalara içerik kaldırma süreçlerinde ciddi bir etki alanı sağlamaktadır.

Ancak bu mekanizmanın denetimsiz veya kötü niyetli şekilde kullanılması halinde, telif hakkı koruma amacıyla oluşturulmuş bir sistemin farklı amaçlara hizmet edebileceği açıktır. Bu noktada içerik kaldırma süreci, yalnızca bir hak koruma aracı olmaktan çıkarak, dolaylı bir müdahale mekanizmasına dönüşebilmektedir.

Canlı yayınlar özelinde ise bu durum çok daha kritik bir boyut kazanmaktadır. Platformlar tarafından kullanılan otomatik telif tespit sistemleri, arka planda çalan bir müzik, açık bir televizyon yayını ya da telifli bir içeriğin kısa süreli görünümü gibi unsurları dahi ihlal olarak değerlendirebilmekte ve yayını anlık olarak kesebilmektedir. Buna ek olarak, “güvenilir hak sahibi” statüsüne sahip aktörler tarafından yapılan bildirimlerin platformlar nezdinde öncelikli olarak işlenmesi, bazı durumlarda dakikalar içerisinde müdahale edilmesine imkan tanımaktadır. Canlı yayınların doğası gereği geri dönüşü olmayan etkiler yarattığı dikkate alındığında, bu tür müdahalelerin itiraz süreçlerinden bağımsız olarak anlık sonuç doğurması, telif mekanizmalarının fiilen bir müdahale aracına dönüşebildiğini açık şekilde ortaya koymaktadır.

Bu gelişmelerin KKTC bağlamında değerlendirilmesi, konunun daha sağlıklı analiz edilmesini sağlayacaktır. Özellikle son yıllarda dijital ortamın hızlı ve büyük ölçüde kontrolsüz şekilde genişlemesi, ifade özgürlüğü kavramının sınırlarının uygulamada net olarak çizilememesi ve dijital yayıncılığın herhangi bir caydırıcı mekanizma ile yeterince dengelenememesi, mevcut yapının kırılganlığını artırmıştır.

Sosyal medya ve dijital platformlar üzerinden yayımlanan içeriklerde, mizah veya ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilen ancak fiiliyatta kişi ve kurumların itibarını zedeleyen, aşağılayıcı ve yönlendirici nitelik taşıyan paylaşımların artış göstermesi, bu alanın düzenlenmesi gerekliliğini daha görünür hale getirmiştir. Bu tür içeriklerin çoğu zaman herhangi bir yaptırımla karşılaşmaması ise, dijital ortamda bir denge mekanizmasının oluşmasını engellemektedir.

Bu çerçevede, telif hakkı mekanizmaları üzerinden gerçekleştirilen müdahalelerin yalnızca teknik bir işlem olarak değil, aynı zamanda mevcut dijital ekosistemin bir sonucu olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Zira düzenlenmemiş veya yetersiz düzenlenmiş alanlar, zaman içerisinde alternatif ve dolaylı müdahale yöntemlerinin ortaya çıkmasına zemin hazırlamaktadır.

Bu noktada asıl risk, bu tür yöntemlerin istisnai uygulamalar olmaktan çıkarak zamanla meşrulaşmasıdır. Böyle bir durumun oluşması halinde, dijital ortamda içerik kontrolü doğrudan hukuki ve şeffaf mekanizmalar yerine, dolaylı ve denetimi zor süreçler üzerinden yürütülmeye başlanacaktır. Bu ise hem ifade özgürlüğü hem de bilgiye erişim açısından ciddi sorunlar doğurabilir.

Mevcut yapıya bakıldığında, bu tür içeriklere yönelik olarak uygulanan mekanizmaların yeterli olmadığı görülmektedir. Medya etiği çerçevesinde yapılan uyarıların yaptırım gücünün sınırlı olması, hukuki süreçlerin ise özellikle bilişim suçları bağlamında uzun zaman alması, sistemin etkinliğini azaltmaktadır. Uzun süren davalar, hem mağduriyetlerin devam etmesine neden olmakta hem de caydırıcılık etkisini ortadan kaldırmaktadır.

Dijital dünyanın dinamik yapısı göz önünde bulundurulduğunda, klasik ve yavaş mekanizmaların yeterli olmayacağı açıktır.
Bilişim suçları ve dezenformasyon ile mücadele konularının,
özel olarak ele alınması ve bu alanlara özgü hızlı, etkin ve teknik kapasiteye sahip mekanizmaların oluşturulması gerekmektedir.

Prof. Dr. Arif Sarı, Bilişim ve Siber Güvenlik Uzmanı

Bu kapsamda, dezenformasyonla mücadeleye yönelik yasal düzenlemelerin yalnızca teorik tartışmalar düzeyinde kalmaması, somut ve uygulanabilir bir çerçeveye kavuşturulması büyük önem taşımaktadır. Nitekim daha önce kaleme aldığım değerlendirmelerde de ifade ettiğim üzere, dijital dünyada gerçekliğin korunması ve bilgi kirliliğinin önlenmesi, klasik hukuki yaklaşımların ötesinde, yeni nesil düzenlemeleri ve mekanizmaları zorunlu kılmaktadır. Bu doğrultuda, bilişim suçlarının etkin şekilde tespit edilmesini ve hızlı biçimde değerlendirilmesini sağlayacak teknik ve hukuki altyapıların oluşturulması artık ertelenemez bir ihtiyaç haline gelmiştir.

Bu noktada, toplum içerisindeki düzenin sağlanmasında en temel güven unsuru olan yargı mekanizmasının, dijital çağın hızına ve karmaşıklığına uygun şekilde güçlendirilmesi kaçınılmazdır. Mevcut durumda, uzun yargılama süreçleri ve sınırlı teknik kapasite nedeniyle, dijital ortamda gerçekleşen ihlallerin etkin ve zamanında sonuçlandırılamadığı görülmektedir. Bu durum hem bireyler hem de kurumlar açısından maddi ve manevi mağduriyetlere yol açmakta, aynı zamanda caydırıcılık mekanizmasını zayıflatmaktadır. Oysa hukuk sisteminin temel ilkelerinden biri olan “geciken adalet, adalet değildir” yaklaşımı, dijital dünyada çok daha kritik bir anlam taşımaktadır.

Bu nedenle, yeni dönemde yapılması gereken düzenlemelerin; sınırlı, ölçülü ve denetlenebilir bir çerçevede, ancak kişi hak ve özgürlüklerine hiçbir şekilde halel getirmeyecek biçimde tasarlanması gerekmektedir. Amaç, ifade özgürlüğünü kısıtlamak değil; aksine, bu özgürlüğün suistimal edilmesini engelleyerek gerçek anlamda korunmasını sağlamaktır. Ancak burada gözden kaçırılmaması gereken en kritik husus şudur: Bugün karşı karşıya olduğumuz tablo, yalnızca münferit bir teknik süreç değil, bu tür müdahale yöntemlerinin fiilen meşrulaştırılmaya başlanmış olmasıdır. Bu doğrultuda, hem teknik kapasitesi güçlü hem de hukuki açıdan hızlı ve etkin karar alabilen bir yapının oluşturulması, toplumsal denge ve güven ortamının yeniden tesis edilmesi açısından kritik önemdedir. Aksi halde, bugün istisna olarak görülen bu uygulamalar, yarının standart müdahale araçlarına dönüşme riski taşımaktadır.

Dolayısıyla, dezenformasyonla mücadele, bilişim suçlarının etkin takibi ve dijital ortamda hak ihlallerinin önlenmesi konularında, toplumun tüm paydaşlarını kapsayan, şeffaf ve hesap verebilir bir yaklaşım ile ivedilikle harekete geçilmesi gerekmektedir.

Sonuç olarak, bugün tartışılan konu yalnızca belirli içeriklerin hangi yöntemlerle kaldırıldığı değildir. Asıl mesele, bu tür müdahale araçlarının hangi koşullarda ortaya çıktığı ve gelecekte nasıl bir kullanım alanı bulacağıdır.

Yazıyı paylaş
Bilişim ve Siber Güvenlik Uzmanı, Akademisyen Prof. Dr. Arif Sarı, üniversite lisans eğitimini Bilgisayar Enformasyon Sistemleri alanında (BSc.) ve İşletme Yönetimi derecesini (MBA) derecesini - (2008 ve 2010) Lefke Avrupa Üniversitesi'nde, doktora derecesini (2013) Amerikan Üniversitesi'nde Yönetim Bilişim Sistemleri alanında almıştır. Misafir araştırma görevlisi olarak İtalya'da bulunan Prof. Dr. Sarı, Siber Güvenlik, Kriptografi ve Sistem Güvenliği alanında 100'den fazla araştırma makalesinin, 25'den fazla uluslararası kitabın ve bölümün ve 60'den fazla uluslararası konferans makalesinin yazarı veya ortak yazarıdır. 2014 yılında London Metropolitan Üniversitesinde doktora çalışması gerçekleştiren Prof. Dr. Arif SARI, Açık Kaynak İstihbaratı (OSINT), Siber Suç ve Siber Terörizm üzerine çalışmalar gerçekleştirmiş, güvenlik duvarı sistemleri ve ağ tehdit tespiti üzerinde yoğunlaşmıştır. Ulusal Güvenlik Duvarı Projesi olarak nitelendirilen “Seddülbahir’’in mimarisini tasarlamış ve simülasyon ortamına aktarmayı başarmıştır. Bu sayede ilk Türk Siber Güvenlik Duvarı olma niteliğini taşıyan “Seddülbahir”, uluslararası literatüre kazandırılmış ve Ar-Ge çalışmasına hazır hale gelmiştir. Prof. Dr. Arif Sarı, daha sonra, büyük ölçekli özel şirketlere ve hükümet ajanslarına çeşitli siber güvenlik hizmetleri (eğitim, denetim, danışmanlık, dijital dönüşüm vb.) sunan "SnipeSec Bilişim ve Siber Güvenlik”in kurucusu olmuş ve hizmetlerini, Avrupa’da Estonya, Ankara ve Kuzey Kıbrıs’ta açtığı şubelerine taşımıştır. Bu süreçte, “Neptün Projesi” adlı Uzak Masaüstü Hizmeti (DaaS) projesini önermiş, dağıtmış ve yönetmiştir. “Seddulbahir” adlı yapay zeka ve makine öğrenmesine dayalı ulusal siber güvenlik duvarı mimarisinin geliştirilmesi üzerinde çalışmış ve Kuzey Kıbrıs Yasama Meclisi'nin Hukuk ve Siyasi İşler komitesine "Dijital Dönüşüm ve e-Devlet" yasasının yapımı ve yayımlanması için teknik danışmanlık hizmetlerini vermektedir. Hali hazırda, Siber güvenlik konusunda teknik yetkinliğe ve tecrübeye sahip olan Prof. Dr. Arif Sarı, yurt içinde ve dışında hükümet ajanslarına (ulusal güvenlik) ve özel şirketlere teknik eğitimler vermiş, çeşitli çalışma ve oluşumlara katkı sağlamıştır. Prof. Dr. Sarı, Kıbrıs ve Türkiye'de büyük ölçekli veri merkezi altyapısı dağıtım projelerini yönetmiş ve Güvenlik Operasyon Merkezi ekipleri kurmuş ve yönetmiştir. Bu alanın önde gelen firmalarının sunduğu AWS, CISA, CISM, CDPSE, eWPTXv2, eCPTXv2, CPENT, ECIH ve CCISO yetkinlik sertifikalarına sahiptir.
Leave a review

Leave a Review

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir