Prof. Dr. Hasan Ünal Yazdı: Ege Sorunları ve Kıbrıs Meselesine Yeni Bakışlar

Hasan Ünal
Hasan Ünal - Maltepe Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğr. üy. Görüntülemeler
9 dk okuma süresi

Uluslararası İlişkiler Uzmanı Prof. Dr. Hasan Ünal, çok kutuplu yeni dünya düzeninin Türk-Yunan anlaşmazlıklarına etkilerini değerlendirdi.

Maltepe Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Prof. Dr. Hasan Ünal

Bütün dünyanın olağanüstü bir ilgiyle yakından takip ettiği seçimler sona erdi. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Cumhur İttifakı seçimi kazanırken, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve Millet İttifakı kaybetti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2002 yılından bu yana girdiği bütün seçim yarışlarından galibiyetle çıkmış bir siyasetçi. Yirmi bir yılı aşkın bir süredir yönetimde olmanın sebep olduğu yıpranma ve halen içinden geçmekte olduğumuz ağır finansal ve ekonomik krize rağmen bu seçimi de kıran kırana bir yarışla kazanabilmesi üzerinde ayrıca durmak gerekecek; ancak meselenin o tarafı başka yazıların konusu olacak/olmalı. Burada üzerinde duracağımız konu Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan başta olmak üzere yeni yönetimin kapsamlı dış politika gündeminin en başında yer almasa da önemli başlıklarından birisi olan ve olmaya devam edecek Türkiye-Yunanistan sorunları ve Kıbrıs meselesidir.

Türkiye’deki seçimlere dış dünyadan her zaman ilgi gösterilirdi; ancak bu defa dünyanın batısından doğusuna geniş bir coğrafyasından yakın takibe alınmasının en önemli sebebi çok kutupluluk ve Ankara’nın son yıllarda çok kutupluluğun ruhuna uygun bir dış politika izlemekte olmasıydı. NATO üyesi olmasına rağmen özellikle Ukrayna savaşında ortaya koyduğu dikkatli ve dengeli tavrıyla Batı dünyasında zaman zaman eleştirilse de genellikle övgüyle ve gıptayla takip edilen Ankara’nın bundan sonra izleyeceği politikayı belirleyen/belirleyecek en önemli faktör çok kutupluluk olacaktır/olmalıdır.

Tahıl Koridoru Anlaşması İmza Töreni – 22 Temmuz 2022, İstanbul

Çok Kutupluluk, Türkiye-Yunanistan Sorunları ve Kıbrıs Meselesi

Özetle söylemek gerekirse çok kutupluluk Amerika Birleşik Devletleri (ABD) liderliğinde Batı’nın kurduğu ve sürdürmek için mücadele ettiği hegemonyanın sonu anlamına geliyor. Aslında dünya siyasi tarihine stratejik bir gözlükle baktığımız zaman güç dengesi esasına dayanan çok kutupluluğun dünyada her zaman varolageldiğini görürüz. İki kutupluluk iki büyük dünya savaşının ardından ideolojik fay hatları üzerine inşa edilmişti. Tek kutupluluk ise hiçbir zaman gerçekleşmemişti; ama ABD Dolar’ın en büyük rezerv para olmasından elde ettiği büyük finansal imkanlar ve olağanüstü askeri güçle dünyanın her bölgesinde hakim olabileceğini zannetti; fakat son yıllarda tek kutupluluğa karşı yükselen kafa tutmalar ve sınamalarla başlayan güç dengesi değişimi Ukrayna savaşı ile iyice belirgin hale geldi. Bundan sonra nükleer bir savaş sonucu dünyanın neredeyse bütün güç merkezleri birbirlerini yok etmedikleri takdirde tek kutuplu dünyanın tarih olduğunu söyleyebiliriz.

Nükleer bir savaş sonucu dünyanın neredeyse bütün güç merkezleri birbirlerini yok etmedikleri takdirde tek kutuplu dünyanın tarih olduğunu söyleyebiliriz.

Prof. Dr. Hasan Ünal

Bu defaki çok kutupluluğun en önemli özelliklerinden birisi de süper güçlerin yanında Türkiye gibi çok sayıda orta büyüklükteki devletin güç dengelerinin oluşmasında ve sürdürülmesinde oldukça etkili olacakları gerçeğidir. Bunu Ukrayna savaşının başlamasından bu yana Türkiye’nin dış politikasının kazanımları açısından görmeye başladık bile. Türkiye bir yandan NATO’da kalarak ama öte yandan Rusya, Çin ve İran gibi devletlerle hem ikili ilişkilerini geliştirerek hem de BRICS ve Şangay İşbirliği Örgütü’ne katılarak çok taraflı bir dış politika izleyebilir görünüyor.

İİT’yi temsilen 10. BRICS zirvesine davet edilen Erdoğan aile fotoğrafında yer aldı – 27 Temmuz 2018 – Güney Afrika

Kısacası önümüzdeki yıllarda Batı’nın gücünün dengelendiğine ve Türkiye’nin birden fazla bölgede güç yansıtma potansiyeline sahip bir ülke olduğunun daha da belirgin hale geldiğine şahit olacağız. Bu durum, gerek Ege Sorunlarında gerekse Kıbrıs meselesinde Ankara’nın politika belirleme sürecine ABD veya Avrupa Birliği’nin (AB) etkide bulunma kapasitesinin giderek azalması anlamına gelecektir.

Amerika ve Batı’nın gücünün azalması Yunanistan’ın ve Rumların Türkiye’ye karşı yürüttükleri politikanın hızla sürdürülemez hale gelmesiyle sonuçlanabilir. Zaten 1950’lerde Kıbrıs meselesinin patlak vermesinden bu yana Türkiye ile Yunanistan arasındaki güç dengesi sürekli olarak lehimize gelişti ve normalde Yunanistan gibi bir ülkenin Türkiye’ye karşı bu mücadeleyi sürdüremez hale gelmiş olması gerekirdi. Fakat her iki tarafın da NATO üyesi olması, Türkiye’nin üye olamayacağını bile bile AB’ye üye olacakmış gibi aşırı istekli hatta zaman zaman tavizkar davranması, Atina’ya her zaman ümit vermeye devam devam etti. Ankara’nın kabaca 2009-2010 yılında başlayan ideolojik içerikli yanlış dış politikasının Orta Doğu’daki devletlerin neredeyse tamamını aleyhine çevirmesi özellikle İsrail ve Mısır gibi ülkelerin Yunanistan ile askeri işbirliği yapabilir hale gelmesi de Atina’yı heveslendirdi.

Güney Kıbrıs, Yunanistan ve İsrail’in yer aldığı EastMed Doğalgaz Boru Hattı Projesi rafa kaldırıldı

Ancak bütün bu sürecin sonuna gelindi. Bugün ve görünebilir bir gelecekte Türkiye’nin AB’nin yumruk menziline yeniden girmesi ihtimali neredeyse hiç yok gibi. Son birkaç yılda atılan geri adımlar ve uzlaşma hamleleri ile Suudi Arabistan’dan Birleşik Arap Emirlikleri’ne oradan Mısır ve İsrail’e ve nihayet Suriye’ye kadar herkesle ilişkiler hızla toparlandı. Rusya ile ikili ilişkiler ise adeta en verimli çağında. Başta Amerika olmak üzere Batı’nın Türkiye’ye Yunanistan ve Kıbrıs konularında özellikle baskı yapmaya çalışacaklarını beklemek Atina’nın bile hayal dünyasını zorlamaya başladı. O yüzden depremi bahane ederek hızla Ankara ile yumuşamaya çalıştıklarını görüyoruz.

Yunanistan Dışişleri Bakanı Dendias’ın Türkiye’ye taziye ziyareti – 12 Şubat 2023

Yunanistan ve Kıbrıs Rumlarının Rusya’yı bodoslama karşılarına aldıkları bu dönem Moskova’nın Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni (KKTC) tanımasına kadar gidecek bir süreci başlatmış durumda. Sonuçta Kıbrıs’ta tek devlet esasına dayanan her çözüm adayı AB toprağı yapar. Ankara’nın Batı ile uzlaşmasıyla sağlanabilecek böyle bir çözüm oluşturulacak Kıbrıs devletini NATO üyesi de yapabilir. NATO’nun genişlemesine ısrarla direnen ve bunun için devasa bir savaşı göze almış bulunan Rusya, Doğu Akdeniz gibi stratejik değeri sürekli artan bir bölgeyi ve Orta Doğu’yu tarassut kabiliyetine sahip bu kadar önemli bir adanın AB/NATO toprağı olmasını neden istesin? Ayrıca iki devletli çözüm NATO içerisindeki Türkiye-Yunanistan çatlağını daha da derinleştirecekken…

Yeni Azerbaycan Partisi Genel Başkanvekili Tahir Budagov, KKTC’de AK Parti Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş ve UBP Genel Sekreteri Oğuzhan Hasipoğlu ile bir araya geldi – 19 Aralık 2022 – Fotoğraf: AA

Ege’de de Yunanistan, Türkiye’ye karşı giderek yalnızlaşacağını gayet iyi biliyor. Öte yandan topraklarını işgalden kurtaran ve Ermenistan ile bir barış antlaşması imzalamaya çok yaklaşmış bulunan Azerbaycan’ın KKTC’yi resmen tanıyarak büyükelçilik açması ihtimali hiç de azımsanmayacak kadar güçlendi. Aynı durum Özbekistan hariç diğer Türk Dünyası ülkeleri ve hatta Macaristan gibi ülkeler için de geçerli. Türkiye’nin yakın ilişkiler kurduğu Afrika devletlerinin bir kısmı da buna eklenebilir.

Bütün bunlar çok kutuplu dünyanın fay hatlarının bir kısmının bizim coğrafyamızdan geçeceğine ve Ege ile Kıbrıs sorunları olarak ortaya çıkacağına da işaret ediyor. Dolayısıyla Türkiye’nin eli daha da güçlenecektir. Sonuçta çok kutupluluktan faydalanarak askeri seçenekleri devreye sokarak Yunanistan üzerine çullanmaktan bahseden yok ve olmamalı; ama Atina geçen yıllarda olduğu gibi Türkiye’nin komşularıyla kavgalı olmasını fırsat bilerek ve belki onlardan da bazılarının aktif olarak devreye gireceği varsayımıyla şansını denemeye kalkışırsa başına gelecekleri çok iyi biliyordu. Artık o seçenekler de kalmadı Atina için…

Türkiye bundan sonra Yunanistan’a sürekli işbirliği imkanları sunarken belli konularda da Atina’nın maksimalist taleplerinin bedeli olacağını göstermelidir ve muhtemelen gösterecektir. Örneğin Ege’nin deniz yetki alanlarının makul ve mantıklı bir şekilde paylaşılması, adaların Türkiye’ye karşı silahlandırılmasına son verilmesinden, Kıbrıs’ta iki devletli çözüme kadar pek çok konunun sorun olmaktan çıkarılarak işbirliği alanlarına dönüştürülmesinin mümkün olduğunu ortaya koymalıdır.

ABD, Yunanistan’daki Dedeağaç askeri üssüne yaptığı yığınaklar Türkiye’nin tepkisini çekiyor

Mesela, Kıbrıs’ta iki bağımsız devlet kesin çizgileriyle sınır kavramını ve barış antlaşmasını beraberinde getirecektir. Bu, her halükarda askeri olarak zayıf olan taraf açısından ateşkes ortamından çok daha iyidir. Ayrıca Türkiye Rum devletini resmen tanıyacak ve hatta belki de Kıbrıs’taki her iki devlet de NATO’ya üye olacaktır. Bunlar basit düşünen ve Girne’ye, Mağusa’ya, Lefke’ye Rum-Yunan bayrakları ve haç dikileceğini mümkün zanneden, farklı bir gezegende yaşıyormuş intibaı veren veya bilmediğimiz şeyler içen/çeken kafaların ilk anda burun kıvıracakları boş laflar gibi gelebilir ama gerçekçi düşünmeyi bilenler açısından müzakere edilmeye değer öneriler olarak ön plana çıkabilir. Unutmayalım ki, çok kutuplu dünya çoklu senaryolara da gebedir.

Maltepe Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü
Prof. Dr. Hasan Ünal

Yazıyı paylaş
Hasan Ünal
Yazar Hasan Ünal Maltepe Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğr. üy.
İstanbul Maltepe Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi, Prof. Dr. Hasan Ünal. 1981 yılında İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümünden mezun olan Prof. Dr. Hasan Ünal doktorasını İngiltere’nin Manchester Üniversitesi’nde yapmıştır. Ankara Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’ndeki görevinin ardından, 2008'e kadar Ankara Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü ve daha sonraki yıllarda Atılım Üniversitesi’nde görev almıştır. 2018 yılında İstanbul Maltepe Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde akademik çalışmalarını sürdüren Ünal, akıcı bir İngilizceye sahiptir ve ayrıca akademik çalışmalarını yürütecek düzeyde Fransızca ve Yunanca bilmektedir.
1 yorum
  • Son derecede vizyon ve derin öngörüler içeren yazısından dolayı takdirle izlediğim sayın Hasan Ünal hocamıza bu kez de beğeni ile şükranlarımı sunuyorum. Sanıyorum Türkiye bu görüşlerin takipçisi olma siyasetini izlemekte ve izliyor olmaya da devam etmelidir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir