1968’den bu yana süren ve federal çözüm hedefiyle şekillenen Kıbrıs müzakerelerinde artık paradigma değişimi kaçınılmaz bir hal aldı.

Diplomasi tarihinin en uzun soluklu ama en sonuçsuz süreçlerinden biri olan Kıbrıs müzakereleri, 3 Haziran 1968’te Beyrut’ta başladı.
- 1968’den bu yana süren ve federal çözüm hedefiyle şekillenen Kıbrıs müzakerelerinde artık paradigma değişimi kaçınılmaz bir hal aldı.
- Crans-Montana Konferansı: Federal Çözüm Müzakerelerinde Son Nokta
- “İki Devletli Çözüm” Tezi BM Kayıtlarına Geçirildi
- BM Kişisel Temsilci Raporu: Taraflar Arasında Ortak Zemin Yok
- Ara Bölgede “Mülkiyet Krizi” Gölgesinde Liderler Görüşmesi
- New York’taki Zirve Neyi Değiştirecek?
Dönemin “Cemaat Meclisi Başkanı” Rauf Denktaş ile Kıbrıslı Rumlar adına ”Temsilciler Meclisi Başkanı” sıfatıyla Glafkos Klerides’in yürüttüğü süreç 20 Eylül 1971’de başarısızlıkla sonuçlandı.

2004 yılına kadar Birleşmiş Milletler (BM) parametreleri temelinde hazırlanan çok sayıda plan Rum tarafının maksimalist talepleri nedeniyle akamete uğradı.

24 Nisan 2004 tarihinde yapılan referandum, dönemin BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın ortaya koyduğu kapsamlı çözüm planının Kıbrıs Türk ve Rum halklarının onayına sunulmasını öngörüyordu. Kıbrıslı Türkler yüzde 65 oranında “evet” derken, Kıbrıslı Rumlar yüzde 75 oranında “hayır” oyu kullandı.

Sonuç Kıbrıs’ta çözüm umutlarını sarsarken, Rum Yönetimi 1 Mayıs 2004’te tüm Kıbrıs adına Avrupa Birliği (AB) üyeliğine kabul edildi. Bu süreç, özellikle Kıbrıs Türk halkı arasında, verilen sözlerin tutulmadığı ve barış için atılan adımların karşılıksız kaldığı düşüncesini güçlendirdi. Annan Planı’nın reddedilmesi, adadaki fiili bölünmeyi daha da derinleştirirken, Kıbrıs Türk halkı izolasyon ve uluslararası tanınmama sorunlarıyla karşı karşıya kalmaya devam etti.

Crans-Montana Konferansı: Federal Çözüm Müzakerelerinde Son Nokta
Annan Planı sürecinden sonra, Kıbrıs müzakere tarihinde bir başka kırılma noktası 2017 yılında İsviçre’nin Crans-Montana şehrinde gerçekleştirilen “Kıbrıs Konferansı” oldu. Türk tarafının kapsamlı bir çözüm uğuruna gösterdiği tüm esnekliklere rağmen, Kıbrıslı Rumların özellikle güvenlik ve garanti sistemi konusunda uzlaşmaz tutumu nedeniyle konferans başarısızlıkla sonuçlandı.
Federal çözüm taraftarlarından dönemin Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı “Bizim neslin son denemesi olan uğraşın ne yazık ki başarıyla sonuçlanmasını sağlayamadık. Gelecek kuşaklar için daha da zor olacak.” ifadeleri, federasyon modelinin tükendiğini bir bakıma ilan ediyordu.

“İki Devletli Çözüm” Tezi BM Kayıtlarına Geçirildi
Yarım asır boyunca Kıbrıslı Rumların maksimalist politikaları nedeniyle akamete uğrayan onuncu (federasyon formülü temelinde) müzakere sürecinin ardından Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye, artık federatif çözüm modelinin “tükenmiş bir formül” olduğunu ilan etti. Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, “iki devletli çözüm” tezini BM nezdinde resmileştirerek yeni bir paradigmayı masaya getirdi.
28 Nisan 2021’de İsviçre’nin Cenevre kentinde BM öncülüğünde düzenlenen 5+1 formatındaki gayri resmi Kıbrıs konulu konferansta, Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Kıbrıs’ta kalıcı çözüm için “Egemen Eşitlik ve Eşit Uluslararası Statü”nün, BM Güvenlik Konseyi tarafından teyit edilmesi şartına bağlı 6 maddeden oluşan önerilerini sunarak, Türk tarafının kararlılığının, BM kayıtlarına geçmesini sağlamayı başardı. Bu noktadan itibaren Türkiye ve KKTC, Kıbrıs Türklerinin egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsü tescil edilmedikçe yeni bir müzakere sürecine onay vermeyeceklerini açıkça beyan etti.

20 Eylül 2022‘de, BM 77. Genel Kurulunda konuşan Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, BM kürsüsünden ilk kez uluslararası toplumu KKTC’yi resmen tanımaya davet etti. Erdoğan, aynı çağrıyı bir yıl sonra yine aynı kürsüden yineledi. Böylece Türk tarafı Kıbrıs’ta federal çözüm temelinde bir müzakere sürecine onay vermeyeceği konusundaki duruşunu en üst perdeden dile getirmiş oldu.
BM Kişisel Temsilci Raporu: Taraflar Arasında Ortak Zemin Yok
2023 yılının ilk yarısında Türkiye ve Güney Kıbrıs’ta gerçekleştirilen Başkanlık seçimlerinin ardından 2024 yılı başında (Ocak-Haziran 2024) BM Genel Sekreteri Guterres, adaya zemin yoklamak için “Kişisel Temsilci” görevlendirdi.
Guterres’in atadığı Kıbrıs Özel Temsilcisi Maria Angela Holguin’in Temmuz 2024’te sunduğu rapor, adada kapsamlı müzakerelere geçilmesini mümkün kılacak ortak bir zemin bulunmadığını açıkça ortaya koydu. Ancak Guterres, buna rağmen Mart 2025’te Cenevre’de 5+1 formatında bir gayri resmi zirve organize etti.

Tatar konferansın ardından yaptığı açıklamada mevcut pozisyonunu tekrarlayarak; “Resmi görüşmelerin yeniden başlayabilmesi için egemen eşitlik eşit statü olmalı, bu olmaksınız devam edemeyiz” dedi.
Konferansta, Temmuz ayında (16-17 Temmuz 2025) bu kez New York’ta, BM Genel Merkezi’nde aynı formatta bir toplantı daha yapılması kararlaştırıldı. Bu gelişmenin ardından kısa bir süre sonra Guterres, kişisel temsilcisi Holguin’i (5 Mayıs 2025) yeniden görevlendirme kararı alındı.

Ara Bölgede “Mülkiyet Krizi” Gölgesinde Liderler Görüşmesi
Kıbrıslı liderlerin New York’ta yapılacak Kıbrıs zirvesinden önceki ara bölgede Ledra Palace Hotel’de gerçekleşen son buluşmasında da derin görüş ayrılıklar kendini bir kez daha gösterdi. (5 Mayıs 2025) Görüşme sonrası açıklama yapan Cumhurbaşkanı Tatar “iki devletli çözüm” vurgusunu yinelerken, Hristodulidis “Yeniden Birleşmiş Kıbrıs” çağrısında bulundu.
Ara bölgedeki toplantının en hararetli başlıklarından biri de şüphesiz mülkiyet meselesiydi. KKTC’de bulunan Rumlara ait taşınmazların izinsiz alım-satım işlemlerini gerekçe gösteren Rum Mahkemelerinin açtığı davalar ve tutuklamaların yarattığı gerginlik toplantıya da yansımıştı. Tatar, Rum tarafının bu adımlarla oluşmakta olan güven iklimine zarar verdiğini söylerken; Rum lider Hristodulidis ise “hiçbir demokratik ülkede yürütme organı, yargıya müdahale edemez. Sayın Tatar’a da bunu ifade ettim” diyerek gerginlik politikasından geri adım atmayacaklarını teyit etti.

New York’taki Zirve Neyi Değiştirecek?
Aradan geçen yaklaşık 60 yıl, çok sayıda lider ve diplomat, sayısız belge ve konferansa rağmen çözüm üretilemedi. Rum tarafının adayı tek başına temsil etme ısrarı, Batı’nın ve BM’nin çözümden çok statükoyu koruyan arabuluculuğu, mevcut çıkmazın temel dinamikleri olmaya devam ediyor.
Kıbrıs’ta geçmişi tekrar etmek yerine yeni bir denklemle masa kurulması olasılığı her geçen gün artıyor. Bu bağlamda, Kıbrıs’ta artık masadaki gerçek tartışma, bir çözümden çok hangi çözüm modelinin tartışmaya değer olduğu sorusudur. Kıbrıs Raporu olarak, bu tarihi kavşakta gelişmeleri izlemeye, yorumlamaya ve kayda geçirmeye devam edeceğiz.



