Uluçevik: Rusya’nın KKTC’yi Tanıması Milli Davaya Zarar Verir

Kıbrıs Raporu
Kıbrıs Raporu Görüntülemeler
5 dk okuma süresi

Rusya’nın KKTC’de konsolosluk hizmetleri vermek için ofis açma girişimine ilişkin haberlerin farklı algılar uyandırmaması konusunda uyarılarda bulunan Emekli Büyükelçi Tugay Uluçevik, Rusya’nın KKTC’yi tanımasının mümkün olmadığını, olsa bile bunun gibi Milli Davaya da zarar vereceğini savundu.

Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı eski müsteşar yardımcılarından, Kıbrıs konusunda önemli görevlerde bulunan Emekli Büyükelçi Tugay Uluçevik, Rusya’nın Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde konsolosluk hizmetleri vermek için ofis açma girişimini değerlendirdi.

Konuya ilişkin kaleme aldığı yazısını sosyal medya hesabı üzerinden paylaşan Uluçevik, Rusya’nın KKTC’yi tanımasının mümkün olmadığını, olsa bile bunun Milli Davaya zarar vereceğini savundu.

Tanınma dışındaki kararların artık KKTC’nin beklentilerine cevap veremeyeceğini belirten Emekli Büyükelçi, Rum Yönetimi nezdindeki yabancı Büyükelçiliklerin de KKTC hudutları dahilindeki faaliyetlerine izin verilmemesi gerektiğini kaydetti.

Emekli Büyükelçi Tugay Uluçevik

Emekli Büyükelçi Tugay Uluçevik’in yazısı:

İnternette Türk medyasında Rus TASS Haber Ajansına atfen Rusya’nın yakında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde (KKTC) konsolosluk hizmeti vereceğine dair haberler okuyorum. Basında görüşlerimi soranlar oldu. Haberlerin bir kısmını “Çok yakın zamanda…’ diyerek duyurdular:
“Rusya, KKTC’de konsolosluk faaliyetlerine başlıyor”
“Rusya’dan flaş KKTC adımı: Rusya KKTC’ye konsolosluk ofisi açacak” şeklinde sanki Rusya Kıbrıs konusunda KKTC’ye ve Türkiye’ye müzahir bir diplomasi adımı atacakmış algısını uyandıracak başlıklar altında veriliyor.

“Tanınma Dışındaki Kararlar Beklentilerimize Cevap Vermez”

KKTC ve sonra Türkiye Millî Kıbrıs politikamızın “egemen eşitlik temelinde iki devletli çözüm” hedefine yöneldiğini Ekim 2020’de açıklamıştır. Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan BM Genel Kurulu’nda Dünya’ya “KKTC’ni resmen tanımaları” çağrısında bulunmuştur. Bu radikal adımlar atıldıktan sonra diğer Devletlerin tanımaya varmayan bazı kararları artık KKTC’nin ve Türkiye’nin beklentilerine cevap vermez.

“Rusya’nın KKTC’yi Tanıması Milli Davaya Verir”

Rusya (daha önce SB) Kıbrıs konusunun uluslararası bir sorun olarak BM gündemine dahil olmasından itibaren BM Genel Kurulu’nda ve BM Güvenlik Konseyi’nde yapılan -taktik sebeplerle bir ikisi hariç- bütün oylamalarda Yunanistan ve GKRY ile birlikte aynı istikamette oy kullanmıştır.

Kısa bir süre önce Rusya’nın KKTC’ye doğrudan uçak seferleri başlatacağına ve hatta KKTC’yi tanıyacağına dair haberler çıkmıştı. Rusya bu rivayetleri, haberleri resmen yalanlamıştı. Sanırım, haberler doğruysa, bu sefer Rusya’nın yapmak istediği, sözde “Kıbrıs Cumhuriyeti” nezdindeki Büyükelçiliklerine bağlı olarak KKTC topraklarındaki Rus vatandaşlarına konsolosluk hizmeti verecek bir masa oluşturmaktır.

Tanıma olacakmış gibi “gelin güvey olmaya” lüzum yoktur. Kaldı ki Dünya konjonktürü içinde Rusya’nın -mümkün değil ama-  sırf Batı’ya tepki olarak KKTC’yi tanıması, benim Kıbrıs konusundaki müktesebatıma göre, Milli Davamıza fayda değil zarar verir. KKTC’nin tecridi bugünkü durumdan daha kötü duruma gelir.

“Yabancı Büyükelçiliklerin Faaliyetlerine Müsaade Edilmemeli”

Çeşitli Batı Devletleri’nin GKRY nezdindeki Büyükelçiliklerinin KKTC topraklarında konsolosluk işlemleri yapan ofisleri vardır. Şahsi görüşüme göre, KKTC artık “egemen eşitlik temelinde, iki devletli çözüm” hedefine yöneldiğine ve bu amaçla bir strateji kuracağına göre, bundan böyle GKRY nezdindeki yabancı Büyükelçiliklerin KKTC hudutları dahilinde, ne amaçla olursa olsun, faaliyette bulunmalarına müsaade etmemelidir.

Unutmayalım ki sözde “Kıbrıs Cumhuriyeti’ne” akredite ve GKRY’de yerleşik Büyükelçilikler, KKTC’deki faaliyetlerini “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin işgal altındaki Kuzey bölgesi” anlayışı ve politikası uyarınca yürütmektedirler.

“Milli Davalar Fedakarlık Gerektirir”

Milli davalar fedakarlık gerektirir. Bazı zorluk ve külfete katlanmayı gerektirir. “KKTC toprakları ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’nin işgal altındaki toprağı’ değil, KKTC’nin şehit kanlarıyla sulanmış topraklarıdır” deme zamanı gelmiştir ve geçmektedir.

Kıbrıs sorunu 1960 Lefkoşa Antlaşmaları ile nihai olarak halledilmişti.  İyi niyetle hareket eden Türkiye’nin anlayışı böyleydi. Devlet adamlarımız bu yönde demeçler vermişlerdi.

Halledilmiş bir sorunu bozan Yunanistan ve Kıbrıslı Rumlar olmuştur. Onların Antlaşmaları çiğneyen tutum ve davranışlarına göz yuman ise İngiltere ve ABD olmuştur.

Tarihi gerçekler böyleyken Anayasa’ya aykırı olarak Ada’da sadece Rumlardan oluşan bir heyeti BM Güvenlik Konseyi “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Hükümeti” kabul etmiştir. 2004’de referandumla çözüm anlaşmasını reddeden Rum tarafını AB, kendi arasına üye kabul etmiştir. Böylece, Rumlar ve Yunanistan Kıbrıs uyuşmazlığının çözülmesine ihtiyaç duymaz, çözümsüzlükten de rahatsız olmaz duruma gelmiştir.

1974’de de “garantörlük” yetkilerini kullanmaktan kaçınan İngiltere’dir. Türkiye cesaretle “garantörlük” yetkisini kullanmış ve Kıbrıs sorununu fiilen çözmüştür. “Egemen eşitlik temelinde iki devletli çözüm” hedefimizle Türkiye ve KKTC artık çözümün mührünü vurmalıdır. Bu da “kararlılıkla” olur. “Milli Dava” anlayışıyla olur.

Yazıyı paylaş
Yorum Bırakın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir