Erhürman: Türkiye ile İlişkiler Doğru Zeminde Değil

Mert Özdeş
Mert Özdeş - Gazeteci Görüntülemeler
17 dk okuma süresi

CTP Genel Başkanı Tufan Erhürman, Kıbrıs Raporu Genel Yayın Yönetmeni Mert Özdeş’in gündemin sıcak başlıklarına ilişkin sorularını yanıtladı.

Ana muhalefet, Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Tufan Erhürman, Kıbrıs Raporu Genel Yayın Yönetmeni Mert Özdeş’in gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.

CTP’nin, bütün gücüyle muhalefet sergilemeye çalıştığını ifade eden Erhürman, en erken zamanda seçime hazır olduklarını bir kez daha dile getirdi.

Türkiye’deki siyasi partilerin KKTC’yi bir seçim bölgesi gibi algılamalarından üzüntü duyduğunu ifade eden CTP lideri, Türkiye ile ilişkilerin doğru zeminde kurulamadığına dikkat çekti.

Ankara’nın mevcut Kıbrıs politikasını ise diplomatik olarak doğru bulmadıklarını belirten Erhürman, ABD ve Rum Yönetimi’ne de net mesajlar gönderdi.

CTP Genel Başkanı Tufan Erhürman ile Özel Röportaj

Hükumet Siyasi ve Hukuki Olarak Gayrimeşrudur

Mevcut iktidarı “Gayrimeşru” olarak tanımlıyorsunuz… Bu siyasi bir tanımlamanın hukuki bir boyutu da var mıdır? Gayrimeşru olarak tanımladığınız hükümet ile aynı Meclis’te bulunmak yerine Sine-i Milleti neden düşünmediniz?

Devlet üç temel ayaktan oluşuyor. Yasama, yürütme ve yargı… Bizim gayrimeşru olarak nitelendirdiğimiz kısım Yürütme’dir. Bunun bir gerekçesi var bize göre. Ulusal Birlik Partisi (UBP) seçimlere Sayın Faiz Sucuoğlu başkanlığında girdi ve Sayın Sucuoğlu da seçimden sonra bir hükumet kurdu. Hükümeti kurduktan sonra bu hükumet bozuldu. Tekrar kurduğu hükümet tekrar bozuldu. Bunun ardından parti başkanı olmayan bir kişi Başbakan olarak belirlendi.

Bu süreçte UBP içerisinden yapılan bazı açıklamalar oldu. En net hatırladığım açıklamalardan biri Sayın Tahsin Ertuğruloğlu’nun “Türkiye Cumhuriyeti, Faiz Sucuoğlu ile çalışmak istemiyor” açıklamasıydı. Bu açıklama bize, Sayın Ünal Üstel’in halkın desteği ile kurduğu bir hükümet durumunu göstermiyor. Bunun dışında bir takım sebeplerle o göreve gelmiş ve Faiz Bey de bunun dışında bir takım sebeplerle görevden gitmiş. Dolayısıyla değerlendirmemizin gerekçesi budur.

Hiçbir noktada biz parlamentonun kendisini gayrimeşru görmedik, göremeyiz de zaten. Çünkü Halkın seçtiği Yasama Organı herhangi bir noktada meşruiyetini yitirmiş değildir. CTP milletvekilleri ne kadar meşru ise UBP’ye mensup milletvekillerinin milletvekilliği de o kadar meşrudur. Dolayısıyla, Yürütmenin gayrimeşru hale gelmiş olması Yasamayı da otomatik olarak gayrimeşru hale getirmiyor. Halkın bize verdiği muhalefet görevi var. Böyle bir yapıda bir Meclis’ten çekilmeyi doğru bulmadık.

En Erken Zamanda Erken Seçime Hazırız

“Bir yıl içinde erken seçim” çağrınıza, eski koalisyon ortağınız HP Genel Başkanı Kudret Özersay’dan eleştiri geldi. “Haziran’da ara seçim değil erken seçim” derken şimdi neyin değiştiğini sorgulayan Sayın Özersay’ın eleştirilerini samimi buluyor musunuz?

Sayın Özersay’ın eleştirisi üzerinden bir şey söylemeyeceğim. Samimiyetini de sorgulamam. O kendi düşüncesidir, saygıyla karşılarım. Ancak benim söylediğim şeyin ne olduğunu bir kez daha tekrarlamak istiyorum. Biliyorsunuz, Anayasal çerçevede mevzuatın öngörüsü Haziran ayında Kudret Bey’den boşalan bir milletvekilliği için ara seçime gitmektir. Tabi karşımızdaki bu yönetsel zihniyet “nasıl beceririm de bu ara seçimi de yapmam” uğraşı içerisinde. Anayasa, “Haziran ayından itibaren bir yıl içinde erken seçim yapılacaksa ara seçim yapılmaz” diyor.

Ben de Meclis’te şunu söyledim: Bir milletvekili için ara seçime gitmek çok makul durmuyor, zaten gayrimeşru bir hükumet var bunu temizlemek lazım. O yüzden Anayasa’nın kuralını uygulayıp, bir yıl içinde erken genel seçim ilan edin ki boşu boşuna Haziran’da bir milletvekili için seçime gitmek zorunda kalmayalım. Bu Anayasal bir zorunluluktur. Anayasa bir yıl içinde dediği için ben de bir yıl içinde dedim.

Bir yıl içinde ne demektir? En geç 12 ay demektir. Yani Haziran’da da erken seçim yapabilirsiniz. Temmuz’da da Ağustosta da. Bize göre de en doğrusu mümkün olan en erken zamanda bu gayrimeşru yapının ortadan kalkmasını sağlamak, halkın iradesine gitmektir. Ama tabi sonuçta Meclis’te çoğunluk bizde olmadığı için bunun kararını verebilecek durumda olan biz değiliz. Ama Anayasa’nın şartı Haziran’da ara seçim yapmayacaksan Haziran’dan itibaren bir yıl içinde erken genel seçim yapacağını ortaya koymaktır. Yaptığım şey bunu hatırlatmaktı.

CTP, Bütün Gücüyle Muhalefet Sergilemeye Çalışıyor

Ülkede birçok sorun yaşanırken partinizin yeterince muhalefet edemediği yönündeki yapılan eleştiriler hakkında ne düşünüyorsunuz?

CTP bütün gücüyle bir muhalefet sergilemeye çalışıyor. Elbette eleştirilebilir, elbette bizim de özeleştiri yaptığımız noktalar olur. Elbette bu yöndeki eleştirilerden payımıza düşeni de alırız. Her zaman eleştiriye de açığız ama yani bütün bunları söyleyenlerin sergilediği muhalefet hangi boyuttadır? Bizden daha etkin bir muhalefet yapan birileri mi var da biz mi görmüyoruz? O kısmını da bilemiyorum.

Yani biz 18 milletvekiliyle Meclis’te pek çok yasanın geçmesini engelledik. Pek çok şeyi geri çektirdik. Komitelerin kurulmasında öncülük ettik. Elbette bir muhalefet partisi sonuçta parmak hesabında, çoğunluğa sahip değildir. Dolayısıyla dünyanın pek çok ülkesinde de muhalefet partileri bu kadar onu bunu geri çektirme olanağına sahip olmadılar. Biz bunu yaptık bu ülkede. Daha da etkin olmayı biz de arzu ederiz. Bekleriz ki bize bu eleştirileri yöneltenlerin muhalefeti en azından bizimki kadar olsun ya da bizimkinden daha yoğun olsun. Daha etkili olsun ki biz de örnek alabilelim.

“Cumhurbaşkanlığı Adaylığına Parti Karar Verir”

Erken seçimi konuşuyoruz ama elbette bir sonraki Cumhurbaşkanlığı seçimleri de oldukça önemli. Yeniden aday olmayı düşünüyor musunuz? En azından kesin bir dille aday olup/olmayacağınızı söyleyebilir misiniz?

Siyasette biliyorsunuz, ne olumlu ne olumsuz anlamda bu kadar erken zamanda böyle bir şey söylenmez. Günü geldiğinde parti bunu değerlendirir. CTP kültüründe bu makamlar heves yerleri değildir. Yani “ben hep hayatımda Cumhurbaşkanı olmayı hayal etmiştim, benim kariyer planımda bir gün gelip de Cumhurbaşkanı olmak vardı” gibi laflar ne benim karakterimde var ne de CTP’nin geleneğinde var. Dolayısıyla günü geldiğinde parti organları kararını verir. Kime o görevi verirse o kişi de o görevi en iyi şekilde yapmaya çalışır.

“Türkiye Ziyareti için ‘Uygun Zaman’ Seçimden Sonra”

Türkiye’yi depremin ardından henüz ziyaret etmediniz. Ajandanızda Ankara ya da deprem bölgelerini ziyaret var mı?

Tabi hepimiz içini çok ciddi şekilde yakan ve hala acısını çok yoğun yaşadığımız bir süreç bu. Orada yaşananlar da deprem bölgelerinde hala çok ciddi sıkıntılarla insanlarımız karşı karşıya. Bu bizi gerçekten çok üzüyor. Biz, Cumhuriyetçi Türk Partisi olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin Lefkoşa Büyükelçiliği’ne de bunu bildirdik, “uygun bir zamanda” diye bildirdik tabi. Çünkü derdimiz gidip de orada tabiri caizse şov yapmak falan değil. Yani insanların yanında olduğumuzu aslında iletebilmek ama Türkiye şu anda bir seçim dönemi içerisinde. Dolayısıyla bu seçim dönemi çok mümkün ve uygun bir zaman gibi görünmüyor açıkçası. Dolayısıyla seçimin bitmesinin ardından böyle bir şey yapmayı çok istiyoruz.

“KKTC, Türkiye’nin Bir Seçim Bölgesi Değildir

Türkiye’deki seçim sürecinin ülke siyasetini etkilediğini düşünüyor musunuz?

Biraz üzülerek düşünüyorum bunu açıkçası. Türkiye Cumhuriyeti bizim çok yakınımız orada olan her şey elbette bizi etkiler, bu kaçınılmaz bir şey ve biz Türkiye Cumhuriyeti’ndeki siyasi gelişmeleri yakından izlemekle yükümlüyüz buradaki siyasi partiler olarak. Bunların hepsi doğru ama bunun böyle, Türkiye’deki seçim sanki burada yaşanıyormuş gibi bir hale gelmesini kendi adıma çok doğru bulmuyorum. Gerek buradaki seçmenin öyle hissetmesini gerekse Türkiye Cumhuriyeti’ndeki siyasi partilerin burayı adeta bir seçim bölgesi gibi algılamasını çok doğru bulmuyorum.

“İki Kardeş Devlet İlişkisi ‘Doğru Zeminde’ Olmalı”

Bizim görevimiz nedir buradaki siyasi partiler olarak, Türkiye Cumhuriyeti’nde seçimin sonucunda kim göreve gelirse gelsin onlarla doğru zeminde iyi ilişkiler kurmaktır. CTP’nin adeta bir sloganı oldu bu. Ne ilişkilerin kötü olmasını isteriz ve doğru buluruz ama ne de zeminin yanlış olmasını isteriz bunu doğru buluruz.

Türkiye ile ilişkilerin ne kötü olmasını isteriz ne de zeminin yanlış olmasını isteriz bunu doğru buluruz.

CTP Genel Başkanı Tufan Erhürman

Bu, iki kardeş devlet arasındaki ilişki modeli olmak durumundadır ve bunun iyi ilişkiler olması gerekir. Bu hem Türkiye Cumhuriyeti’nin çıkarınadır hem Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin çıkarınadır hem de karşılıklı gönül bağımız zaten bunu gerektirir. Yani biz birbirimizden çok uzakta olan yerler değiliz ama sonuçta burası bir devlet ve buradaki ilişki modelinde bunun üstünde kurulması gerekiyor. Üzüldüğüm şey zaman zaman buranın adeta Türkiye’deki seçimlerde seçim bölgelerinden biri haline gelmesi ya da burada Türkiye’nin seçimi sanki buranın seçimiymiş gibi bir algı bulunması… Bunları doğru bulmuyorum.

“BM, Zemininden Ayrılmak Doğru Değil”

Türkiye’nin mevcut Kıbrıs politikasının değişmesi gerektiğine inanıyor musunuz?

Birleşmiş Milletler (BM) çatısı altında bir çözümden bahsediliyorsa, bugün içinde bulunduğumuz koşullarda, öngörülebilir bir gelecekte bunun şartlarının hiçbirinin olmayacağı malum. Dahası Crans Montana’da masayı deviren, 2004 referandumunu imkansız kılan Kıbrıs Rum tarafıdır ki kahir ekseriyetinin ‘hayır’ demiş olması dolayısıyla hem 2004’te hem Crans Montana’da Kıbrıs Türk tarafı çözüm iradesini ortaya koymuştur. Biz çözüm iradesini ortaya koyduğumuzda göre ve hele de 2017’de Crans Montana’da Sayın Anastasiadis “Siyasi Eşitlik” gibi Güvenlik Konseyi kararlarında açıkça yer alan bir ilkeyi gerekçe göstererek masadan kalktığına göre, Kıbrıs Türk tarafının yapması gereken “biz çözüm irademizi ortaya koyduk, bizim üzerimizdeki bütün izolasyonların hepsinin artık meşru gerekçeleri ortadan kalkmıştır, gereğini yapın” diye uluslararası baskıyı Türkiye Cumhuriyeti’yle birlikte kurmasıdır.

Hatırlarsınız, 2004’ten sonra Kofi Annan’ın Güvenlik Konseyi’ne sunmak üzere hazırladığı raporda tam da bu cümle geçerdi. “Kıbrıs Türk Halkının çözüm iradesi bu kadar açıkça ortaya konduktan sonra izolasyonları, meşru gerekçeleri tamamen ortadan kalkmıştır.” Ama o sunulamadı Güvenlik Konseyi’ne. Engelleyen de kimdi hatırlıyorsunuz Rusya’ydı. Şimdi o Rusya’dan medet umanlar var. Aynı Rusya’dan tam tersi yönde medet umanlar. Kıbrıs Türk Halkının bütün bunlar üzerinden bir beklenti içerisine girmesini biz doğru bulmuyoruz.

Haklı olan tarafız, çözüm iradesini ortaya koyan tarafız. Haklılığımızı bütün Dünyaya anlatmanın çok meşru bir zemini var. Biz dünyaya şunu diyeceğiz. Biz, BM Güvenlik Konseyi kararlarına uygun davrandığımızı size ispatladık mı iki defa? Her ikisinde de Rum Yönetimi tam tersini ispatladı mı? Şimdi bizim üzerimizdeki izolasyonları tamamının meşru gerekçesi yitmiştir. Bunları kaldırın, bunları kaldırmak size göre çözüm gerekiyor. Ya işte o çözüm denilen şeye giden yolda da Kıbrıs Rum tarafı üzerinde baskı oluşturacak olan işte bunları kaldırmaktır. Eğer samimiyseniz buyurun kaldırın, kaldırmazsanız samimi değilsiniz. Boşuna bizimle uğraşmayın… Ama biz ne yaptık? Onlar o hatayı yaptı, aslında iradelerinin olmadığını ortaya koydu. Biz de döndük dedik ki “siz siyasi eşitlik dolayısıyla istemiyor musunuz, biz de o zaman artık ‘Federasyon’u istemiyoruz”. Tamamen masanın bütün çerçevesinin dışına çıktık. Bunun diplomatik olarak doğru olmadığı kanaatindedir CTP.

“Hristodulidis’in Tutumu Umut Verici Değil”

Rum Yönetimi Başkanı Nikos Hristodulidis’in ortaya koymaya çalıştığı Kıbrıs sorununa ilişkin yeni siyasetini nasıl buluyorsunuz?

Hristodulidis diplomasinin inceliklerini bilen birisi. Dolayısıyla şu anda bir çözüm isteyen taraf modeli çizmeye çalışıyor. Müzakere konusunda çok istekli bir taraf modeli ortaya koymaya çalışıyor ama daha başlangıçta Avrupa Birliği de masanın bir yerlerinde olmalıdır gibi bir yaklaşımı geliştirmiş olması da benim gözümde o diplomatik inceliklerdeki samimiyeti çok sorgulanır hale getiriyor. Çünkü Kıbrıs Türk tarafının da Türkiye’nin de ortak tezidir. Bugün değil, Sayın Talat döneminde de Sayın Akıncı döneminde de Sayın Eroğlu döneminde de öyleydi. Nedir o tez? Eğer Kıbrıs Rum tarafı AB üyesi ise AB’nin masada olması Kıbrıs Türk tarafının kabul edebileceği bir şey değildir. Bu eşitliği bozan bir yaklaşımdır. Bu herkesin malumu olması gereken son derece meşru bir şeydir. Hristodulidis’in bu noktadan başlamış olması çok umut veren bir duruş değil. Kaldı ki kendisinin daha önceki tutumları da aslında bu konuda çok da umut veren tutumlar değildir.

Dolayısıyla şunun altını çizmek isterim, CTP’nin “2 toplumlu, 2 bölgeli, siyasi eşitliğe dayalı federasyon” tezi konusundaki tutumunu zaman zaman kimileri şunun üzerinden sorguluyor; “Kıbrıslı Rumlar istiyor mu sanki federasyonu, Kıbrıs Rum tarafı istemiyor, siz istediklerini mi zannediyorsunuz?”. CTP’nin böyle saf bir bakışı yok. Biz doğru zeminin ne olduğunu ve Kıbrıs Türk Halkının hak ve çıkarlarını hangi zemin üzerinden daha fazla savunabileceğimizi ortaya koyuyoruz.

İki defa irademizi açıkça ortaya koymuşuz. Çözüm istiyor muyuz? Evet, istiyoruz. Ama çözümün olmadığı koşullarda da üzerimizdeki izolasyonların hiçbir meşru gerekçesi yoktur. Bu politikayı çok açık bir şekilde ileri götürmek gerektiğini söyleyen partidir CTP.

Peki, bunun için CTP ne yapmayı düşünüyor?

Bunun için CTP zeminin sağlam olması gerekiyor. Yani şu anda dışarıda yaptığımız bütün girişimlerde karşımıza çıkan şey şu “e sizin taraf müzakere zemininin dışında”. Şimdi Kıbrıs Türk tarafı müzakerenin dışındaysa sizin “izolasyonlar kalksın” argümanını hızla epeyce bir güç kaybediyor. Dolayısıyla doğru zemine basmak gerekiyor ki o zemin üstünde bunu talep edebilelim. Talep ettiğimizde her zaman olumlu yanıt aldık mı diye sorarsanız, hayır. Mesela doğrudan ticaret tüzüğünün geçmemiş olması Kıbrıs Türk Halkına yapılmış bir haksızlıktır. Pandemi döneminde en çok CTP dillendirdi, aşılar bile adil olmayan bir şekilde dağıtıldı. Güney’deki esnafa AB’den dünya kadar destek gelirken, Kuzey’deki esnafa çerez parası olarak destek geldi. CTP, her defasında bunlarla ilgili sesini çıkardı. Çünkü bizim iddiamız çok tutarlı. Biz diyoruz ki “bizim irademiz ortada, bizim irademize rağmen çözüm olmadıysa bizim irademize rağmen olmayan çözümün faturasını siz bize ödetemezsiniz”. Bizim formülasyonumuz budur.

“Silah Ambargosunun Kaldırılması Kabul Edilemez”

ABD, Güney Kıbrıs’a uyguladığı 35 yıllık silah ambargosunu kaldırdıktan sonra şimdi de “Eyalet Ortaklığı Programı” anlaşması imzalandı. Washington’un Kıbrıs stratejisindeki değişikliğini nasıl yorumluyorsunuz?

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) tabii büyük oynayan bir devlet, yani Kıbrıs sorunu onlar için Kıbrıs sorunundan ibaret değil, koskoca bir Orta Doğu coğrafyasının içerisindeki sorunlardan bir tanesi. Silah ambargosunun kaldırılması meselesini hiçbir şekilde kabul etmek mümkün değil. Bu Türkiye’yle zaman zaman yaşadığı karşılıklı ilişkiler çerçevesinde attığı adımlar yaptığı hamleler olabilir. Yunanistan’daki birtakım silahlanma girişimleri de bununla bağlantılı. ABD’nin yarattığı konjonktürün içerisinden bizim konuşmamız gerekiyor. Tekrar söylüyorum son derece yanlıştır. Kıbrıs Rum tarafının o ilişkileri üzerinden kendini ispat etmek, çabası içerisine girmesi de yanlıştır. Yani Kıbrıs Rum tarafı aslında ne yaptı? Karşısında Türkiye’yi gördü. Yani muhatap olarak aslında Kıbrıs Türk toplumunu Kıbrıs Türk Halkını görmek istemedi, “benim muhatabım Türkiye’dir” dedi. Türkiye’nin de gücünün farkında olduğu için sürekli arkasına birtakım ağabeyler toplamaya çalıştı. Bu Rusya oldu zaman zaman ABD oldu. Çeşitli ülkelerle mesela Baf Hava Üssü’nün kullanımıyla ilgili dünya kadar uluslararası anlaşma imzaladı. Onlar arkasında olunca Türkiye’yle olan güç dengesizliğini dengeye vardıracağını zannetti ama farkında olmadı ki o arkasında topladığı abiler bir süre sonra kendisinin de güneydeki iradesini son derece geçersiz hale getirdi. Kıbrıs Rum tarafının oynadığı tarihsel oyunun kendisini getirdiği sonuç aslında burası. Kimin daha fazla çözüme ihtiyacı var? Aslında çözüm ihtiyacı eşit. Çünkü bu adada çözüm olmadığı müddetçe Kıbrıslı Türkler de Kıbrıslı Rumlar da bundan kaybediyorlar, bunun farkına varmaları gerekiyor. Yani zaman nasılsa bizim lehimize işliyor havası var hep oralarda ama zaman onların da lehine işlemiyor.

Yazıyı paylaş
Mert Özdeş
Yazar Mert Özdeş Gazeteci
Gazeteci Mert Özdeş Üniversite yıllarında çeşitli TV ve Radyo programları hazırlayıp sundu. Mezuniyetinin akabinde Star Kıbrıs Medya grubu bünyesinde Ada FM Yayın Yönetmeni ve Cyprus Star Gazetesinde Editör olarak çalıştı. Devam eden yıllarda Ada TV Haber Merkezi’nde haber üretip, Ana Haber bültenlerini sundu. Doğu Akdeniz Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde Öğretim Görevlisi olarak Radyo/TV dersleri verdi. Kasım 2014-2018 yılları arasında, Diyalog TV’de Odak Noktası adlı haber programını hazırlayıp sundu. Diyalog Gazetesi’nde özel haberleri yer aldı. 2019 yılında devlet televizyonu BRT’de Paradigma adlı programı hazırlayıp sundu. Programlarında ve gazete haberlerinde ağırlıklı olarak Kıbrıs sorunu, müzakere süreçleri, Türkiye-KKTC ilişkileri, küresel ve bölgesel gelişmeler yer verdi. 2022 yılında kurucusu olduğu “Kıbrıs Raporu” adlı gazetenin genel yayın yönetmenliğini yürütmektedir. ÖDÜLLER 'Yılın Televizyon Sunucusu Ödülü' KKTC Tüketiciler Derneği - Mart 2014 / Mart 2015 / Mart 2016 / 2017 / 2018 'Yılın En İyi Haber Programı Sunucusu Ödülü' KKTC-Türkiye Yılın En İyileri Ödül Töreni - Kasım 2017
Yorum Bırakın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir