Uğraş Beratlı Yazdı: Kaybeden Kim?

Uğraş Beratlı
Uğraş Beratlı Görüntülemeler
4 dk okuma süresi

Siyasal İletişim Danışmanı Uğraş Beratlı, Türkiye’deki Cumhurbaşkanlığı Seçim Sonuçlarını Değerlendirdi.

28 Mayıs 2023 gecesi saatler 20.00’ı geçmiş ve sandıkların büyük bir çoğunluğu açılmış olmasına rağmen, bazı “muhalif” televizyon kanalları gerçekle örtüşmeyen bir biçimde hala Kemal Kılıçdaroğlu’nun seçimleri önde götürdüğüne dair yayınlar yapıyordu. Nitekim saat 21.30’da seçim değerlendirmesi için kürsünün başına geçen Kemal Kılıçdaroğlu, “seçim zaferi” havasında bir konuşma yaparak, “mücadele şimdi başladı” anlamına gelen mesajlar verdi. Cüneyt Arkın’ın kültleşmiş filmi “Ayakta Ölenler”dekine benzer bir mizansenle Kılıçdaroğlu, Erdoğan’a karşı taraf olduğu her seçimi kaybetmesine rağmen, 75 yaşının tüm dinamikliği ile sıçrayarak geldiği sahneden gülücükler içinde ve koşar adım uzaklaştı.

Gerçek dışı görünen bu görüntülerin, seçim süreci boyunca sanal ortamlarla gerçek hayat arasındaki “gerçeklik” ve “doğruluk” farkını bir kez daha yüzümüze tokat gibi vururken bununla yetinmeyenler de vardı. İleri yaştaki bir “uzman”, demokrasilerde %52 oyun meşruiyet sorunu demek olduğunu, böyle bir oyla ülkenin yönetilemeyeceğini iddia ediyordu. Formül basitti: “Ülkenin yarısı karşı oy verdi” …

Seçim sürecinde üç kritik nokta vardı. İlki 6’lı masanın dağılma noktasına geldiği ve Kılıçdaroğlu’nun adaylığının sorgulandığı Akşener’in masadan ayrılıp, karşılaştığı yoğun baskı ve sosyal linçle geri döndüğü noktaydı. İkincisi, Muharrem İnce’nin Kılıçdaroğlu’na rağmen aday olup yine baskı ve sosyal linçle adaylıktan çekilmesi; üçüncüsü ise Sinan Oğan’ın Recep Tayyip Erdoğan’a destek beyan etmesi ile karşılaştığı baskı ve sosyal linçle yıldırılmaya çalışılması oldu.

Seçimden bize kalan bu deneyimleri alt alta sıraladığımızda elde ettiğimiz anahtar kelimeler: Gerçeklikten kopma, ısrarcı bir iktidar hevesi, seçim sonuçlarına güvenmeme/inanmama, şeytanlaştırma ve toplumsal baskı ile arzu edilmeyenlerin sindirilmesi halini alıyor. Bu kelimeler bile bize kaba hatlarıyla bir “faşizm” tanımı vermektedir.

Batı’nın “otoriterlik” adıyla kitlelerin genel görüşünü değersizleştiren yaklaşımının bizden esas gizlediği mesele, bu noktada “küçük grup etkisi” ile daha büyük kitlelerin üzerinde baskıcı ve şiddetli tahakkümüdür. Birden fazla küçük grubun birleşmesi ile ortaya çıkan bu federatif baskı gruplarının, aslında tek tek her bir “küçük grup”un baskısından anlamsal olarak pek bir farkı da yoktur.

Neo-Liberal tahakkümün üstüne inşa edildiği propaganda mekaniği tam olarak da bu şekilde işliyor.

Birbirine çok bağlı, kararlı ve disiplinli bir grubun, daha büyük bir grubu kararlılık, disiplin ve cesaretleri ile etkileyerek yönlendirmesi anlamıyla “küçük grup etkisi”, cinsiyet siyasetlerinden, mikro milliyetçi ve etnik siyasetlere kadar pek çok alanda kullanıma sunulduğu bu seçimlerde bir diğer araç da “sosyal etki” ile yani çoğunluğa ait olma eğilimini tetikleyerek kararsız seçmeni yönlendirme yöntemi oldu.

Seçimi kaybeden liberalizm ve onun tüm veçheleri ile liberal bilim, liberal ekonominin motoru olan reklamcılık, Popperci “küçük çözümler” ve en önemlisi de küreselci tek kültür iddiası veya çabası oldu.

Siyasal İletişim Danışmanı Uğraş Beratlı

Kamuoyu yoklamaları ve anketlerin bu konuda çok uzun süredir temel araç olduğunu kabul etsek de buna bir de özellikle sosyal medya ağlarında kullanılan çeşitli yöntemler eklendi. Robot veya gerçek kişilerin sürekli taraflı yorumları ya da video oynatma sitelerinde hazırlanan mizansen sokak röportajları gibi.

Fakat bu seçimlerdeki en büyük sosyal bilim fiyaskosu sanırım “Z Kuşağı” teorisi oldu.

Belli bir yaş grubunun tutumlarının aynı olduğu iddiası bir yere kadar savunulabilse de kararlarının aynı olacağı iddiası en başından temel ve ahmakça bir önyargı içeriyordu.

Sonuç muhalefetin içinden gelen muhalefet eleştirisi olarak “bütün düğmelere basma” yöntemi, belli ki bir yerlerde faydalı bir deney olarak kaydedilip, bir başka coğrafyada yeni araç ve yöntemlerin denenmesi için kullanılacak.

Seçimi kaybeden liberalizm ve onun tüm veçheleri ile liberal bilim, liberal ekonominin motoru olan reklamcılık, Popperci “küçük çözümler” ve en önemlisi de küreselci tek kültür iddiası veya çabası oldu.

Bilimin, insanı ve doğayı anlama çabası olduğu basit gerçeğine rağmen, kendi toplumunu ve kendi toplumunun ihtiyaç ve beklentilerini anlayamamak, pratikte pozitivist sekterliğin mağlubiyetine dönüştü.

Yazıyı paylaş
Siyasal İletişim Danışmanı - Uğraş Beratlı
Yorum Bırakın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir