Türkiye-KKTC Doğal Gaz Hattı: Kıbrıs’tan Avrupa’ya Uzanacak Yeni Enerji Koridoru mu?

Mert Özdeş
Mert Özdeş - Gazeteci
1 görüntüleme
6 dk okuma süresi
TC ile KKTC arasında Doğalgaz Boru Hattı Kurulmasına İlişkin Mutabakat Zaptı imzalandı

Türkiye ile KKTC arasında imzalanan doğal gaz mutabakatı, yalnızca adanın enerji güvenliğini değil, Doğu Akdeniz gazının Kıbrıs üzerinden Türkiye’ye ve TANAP üzerinden Avrupa pazarına taşınabileceği yeni bir jeopolitik hattın temelini de oluşturabilir.

TC ile KKTC arasında Doğalgaz Boru Hattı Kurulmasına İlişkin Mutabakat Zaptı imzalandı

Türkiye ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasında imzalanan “Doğal Gaz Boru Hattı Kurulmasına İlişkin Mutabakat Zaptı”, ilk bakışta KKTC’nin enerji arz güvenliğini güçlendirmeyi amaçlayan teknik bir altyapı yatırımı gibi görünebilir. Ancak Doğu Akdeniz’de son yıllarda yaşanan gelişmeler, bu adımın çok daha büyük bir jeopolitik dönüşümün kilometre taşlarından biri olabileceğini gösteriyor.

Başbakan Ünal Üstel’in “KKTC’nin gelecek yüzyılını şekillendirecek stratejik vizyonun ilk adımı” olarak nitelendirdiği proje, aslında yalnızca elektrik üretim maliyetlerini düşürmeyi hedeflemiyor. Ortaya çıkan tablo, Kıbrıs’ın önümüzdeki on yıllarda Doğu Akdeniz enerji mimarisinde üstleneceği role ilişkin önemli ipuçları veriyor.

Enerji politikaları artık yalnızca ekonomi başlığı altında değerlendirilmiyor. Rusya-Ukrayna savaşının ardından Avrupa’nın yaşadığı arz krizi, Orta Doğu’daki çatışmalar ve küresel enerji piyasalarındaki kırılganlık, doğal gaz boru hatlarını aynı zamanda birer güvenlik ve diplomasi aracına dönüştürdü.

TC ile KKTC arasında Doğalgaz Boru Hattı Kurulmasına İlişkin Mutabakat Zaptı imzalandı

Tam da bu nedenle, Ankara ile Lefkoşa arasında atılan bu imzanın, mevcut ihtiyaçların ötesinde bir perspektifle okunması gerekiyor.

Kamuoyuna açıklanan çerçeveye göre doğal gazın öncelikli kullanım alanı, KKTC’nin elektrik üretim altyapısı olacak. Ağır yakıt bağımlılığı nedeniyle yüksek maliyetlerle çalışan mevcut sistemin doğal gazla dönüşmesi, hem üretim maliyetlerini azaltacak hem de yenilenebilir enerji yatırımlarının sisteme entegrasyonunu kolaylaştıracak.

Ancak mesele yalnızca bundan ibaret değil. Son yıllarda İsrail’in Leviathan ve Tamar, Mısır’ın Zohr, Güney Kıbrıs’ın ise Afrodit ve Glaucus sahalarında keşfedilen rezervler, Doğu Akdeniz’i küresel enerji rekabetinin merkezlerinden biri haline getirdi. Buna karşın, Güney Kıbrıs, Yunanistan ve İsrail’in yıllarca siyasi bir proje olarak pazarladığı EastMed hattı; yüksek maliyetler, teknik zorluklar ve değişen küresel enerji dengeleri nedeniyle beklenen karşılığı bulamadı.

Bugün gelinen noktada temel soru şudur: Doğu Akdeniz gazı Avrupa’ya hangi güzergah üzerinden ulaşacak?

Bu soruya verilen cevap giderek daha fazla Türkiye’yi işaret ediyor.

TPAO ile Chevron, potansiyel petrol ve doğal gaz alanlarında arama ve üretim yapmak üzere mutabakat zaptı imzaladı.

Kıbrıs Raporu’nda daha önce yayımladığımız “Hazar’dan Akdeniz’e Uzanan Enerji Hattı: Kıbrıs’ta Statüko Nereye Evriliyor?” başlıklı analizde de ortaya koyduğumuz gibi, Türkiye Petrolleri’nin ExxonMobil ve Chevron ile peş peşe imzaladığı mutabakatlar, Ankara’nın Doğu Akdeniz, Karadeniz ve Hazar havzasını birbirine bağlayan yeni enerji mimarisindeki rolünü güçlendiriyor.

ABD’li enerji devlerinin doğrudan Türkiye Petrolleri ile masaya oturması, yıllardır savunulan “Türkiye’siz enerji koridoru” tezinin sahadaki gerçeklerle uyuşmadığını ortaya koyuyor.

KKTC, Doğu Akdeniz’in Enerji Üssüne Dönüşebilir mi?

Bugün imzalanan mutabakat, yalnızca Türkiye’den KKTC’ye gaz taşınmasını öngören tek yönlü bir hat olmayabilir.

Orta ve uzun vadede bu altyapının, Doğu Akdeniz’den çıkarılacak doğal gazın Kıbrıs’ta işlenmesi, depolanması ve Türkiye üzerinden Avrupa pazarlarına ulaştırılması için gerekli zemini oluşturabileceği ihtimali göz ardı edilmemeli.

Bu senaryoda KKTC, yalnızca enerji tüketen bir ada ekonomisi olmaktan çıkarak, enerji depolama, dönüşüm ve dağıtım merkezine dönüşebilir.

Türkiye’nin halihazırda sahip olduğu TANAP, Türk Akım ve Avrupa bağlantıları düşünüldüğünde, Doğu Akdeniz gazı için en ekonomik ve en güvenli güzergahın Anadolu üzerinden geçtiği gerçeği giderek daha görünür hale geliyor.

Kıbrıs Raporu’ndaki yazılarımda daha önce de vurguladığım gibi, İsrail gazının Avrupa’ya taşınması konusunda çalışan tek modelin TANAP olduğu yönündeki değerlendirmeler uluslararası enerji çevrelerinde ağırlık kazanıyor.

Bunun gerçekleşmesi elbette yalnızca teknik meselelerle sınırlı değil. Kıbrıs sorunu, deniz yetki alanları, bölgesel güvenlik dengeleri ve uluslararası hukuk gibi birçok başlık, bu sürecin ayrılmaz parçaları olmaya devam edecek.

Ancak enerji diplomasisinin tarihi bize şunu gösteriyor: Ekonomik zorunluluklar çoğu zaman siyasi ezberlerden daha güçlüdür.

Rum tarafındaki rahatsızlığın nedeni Türkiye ile KKTC arasındaki doğal gaz anlaşmasının Rum basınında geniş yankı bulmasının nedeni de tam olarak budur.

Rum yönetimi uzun yıllardır Doğu Akdeniz enerji rezervlerini, Kıbrıs sorununda diplomatik baskı unsuru olarak kullanmaya çalıştı. Ancak ExxonMobil’in Güney Kıbrıs açıklarındaki rezervlere ilişkin açıkladığı takvim, üretimin en erken 2030’lu yılların ortalarında mümkün olabileceğini ortaya koydu.

Buna karşılık Ankara, çalışan altyapılar, mevcut boru hatları ve küresel enerji şirketleriyle kurduğu yeni ortaklıklar sayesinde çok daha uygulanabilir bir model sunuyor.

Rum basınında Türkiye’nin doğal gaz ve elektrik projelerini hızlandırmasının “alternatif enerji tedarikçisi olma” hedefiyle ilişkilendirilmesi tesadüf değil. Çünkü Doğu Akdeniz’de artık siyasi söylemlerden çok fizibilite hesapları belirleyici oluyor.

Kıbrıs’ta statüko enerjiyle değişebilir!

Belki de en önemli soru burada ortaya çıkıyor:

Kıbrıs sorununun geleceğini artık diplomatik masalar mı, yoksa enerji koridorları mı şekillendirecek?

Son dönemde ABD’nin bölgeye yönelik yaklaşımı, enerji güvenliği ile siyasi çözümleri birbirinden bağımsız değerlendirmediğini gösteriyor. Hazar’dan Karadeniz’e, oradan Doğu Akdeniz’e uzanan yeni enerji ve güvenlik kuşağında Kıbrıs’ın “kilit parça” olarak görülmesi tesadüf değil.

Türkiye-KKTC doğal gaz mutabakatı da tam bu nedenle yalnızca bir enerji anlaşması olarak okunamaz.

Belki bugün konuştuğumuz şey, bir boru hattıdır. Ancak birkaç yıl sonra geriye dönüp baktığımızda, bu imzanın aslında Doğu Akdeniz gazının Kıbrıs üzerinden Türkiye’ye, oradan da TANAP aracılığıyla Avrupa’ya uzanacak yeni enerji koridorunun ilk halkası olduğunu görebiliriz.

Mert Özdeş
Kıbrıs Raporu
Genel Yayın Yönetmeni

Yazıyı paylaş
Mert Özdeş
Gazeteci
Takip Et
Mert Özdeş, Kıbrıs Raporu Genel Yayın Yönetmeni Kıbrıs merkezli bağımsız ve referans yayın platformu Kıbrıs Raporu’nun kurucusu ve Genel Yayın Yönetmeni olan Mert Özdeş, uluslararası ilişkiler, siyaset ve medya alanlarında uzmanlığıyla tanınan saygın bir gazetecidir. Gazetecilik kariyerine üniversite yıllarında hazırlayıp sunduğu televizyon ve radyo programlarıyla adım atan Özdeş, mezuniyetinin ardından 2010-2014 yılları arasında Star Kıbrıs Medya Grubu bünyesinde Ada FM Yayın Yönetmenliği ve Cyprus Star Gazetesi editörlük görevlerinde bulundu. Ardından Ada TV Haber Merkezi’nde haber üretip ana haber bültenlerini sundu; Doğu Akdeniz Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde ise öğretim görevlisi olarak Radyo ve Televizyon dersleri verdi. 2014-2018 yılları arasında Diyalog TV’de hazırlayıp sunduğu Odak Noktası programı ve Diyalog Gazetesi’ndeki özel haberleriyle Kıbrıs kamuoyunun gündemini şekillendirdi. 2019-2021 yılları arasında ise Devlet televizyonu BRT’de yayımlanan “Paradigma” adlı programıyla bölgesel gelişmeler ve Kıbrıs müzakereleri üzerine kritik analizler sundu. Gazetecilik pratiğinde Kıbrıs Sorunu, Türkiye-KKTC ilişkileri, Doğu Akdeniz, Kafkaslar ve Türk Dünyası, Avrupa Birliği-Türkiye ilişkileri ve Ortadoğu’daki bölgesel krizler odak noktalarını oluşturdu. Uluslararası standartlarda haber dili ve analitik yaklaşımı sayesinde, yalnızca Kıbrıs’ta değil, bölgesel ölçekte de güvenilir bir referans kaynağı olarak kabul edildi. 2022 yılında hayata geçirdiği Kıbrıs Raporu adlı gazete; makale, röportaj, araştırma, analiz, anket ve istatistiksel verilerle öne çıkan yeni nesil bir haber ve düşünce platformu olarak konumlanıyor. Yayınlarıyla devlet kurumları, diplomatik misyonlar, düşünce kuruluşları ve akademi dünyasına referans kaynağı sağlayan Kıbrıs Raporu, bölgesel gazetecilikte yeni bir standart yaratmıştır. Mert Özdeş, meslek yaşamı boyunca “Yılın Televizyon Sunucusu” ve “Yılın En İyi Haber Programı Sunucusu” dahil olmak üzere birçok ödüle layık görülmüş; analitik bakış açısı, objektif haberciliği ve uluslararası ilişkilerdeki uzmanlığıyla takdir toplamıştır. Özdeş, gazetecilik kimliğinin yanı sıra, Kıbrıs’taki saygın düşünce kuruluşlarının başında gelen Beşparmak Düşünce Grubu üyesidir. Stratejik iletişim ve danışman olarak Kıbrıs Türk Kızılay, KKTC Milli Olimpiyat Komitesi ve Kıbrıs Türk Denizcilik Platformu gibi saygın kurumlarda görev almıştır. Bugün Mert Özdeş, Kıbrıs ve Doğu Akdeniz üzerine uzmanlaşmış bir gazeteci, uluslararası ilişkiler analisti, kurumsal iletişim uzmanı ve saygın bir yayıncı olarak, hem yerel hem küresel ölçekte düşünce üretmeye ve referans niteliğinde yayınlar ortaya koymaya devam etmektedir.
Leave a review

Leave a Review

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir