Amman Zirvesinin Perde Arkası: Ürdün Neden Güney Kıbrıs ve Yunanistan’la Aynı Masada?

Kıbrıs Raporu
1 görüntüleme
3 dk okuma süresi

Orta Doğu’daki savaş ve gerilimlerin gölgesinde Amman’da buluşan Güney Kıbrıs, Yunanistan ve Ürdün liderleri; güvenlik, enerji ve bölgesel istikrar başlıklarında iş birliğini derinleştirme mesajı verdi.

Ürdün’ün başkenti Amman’da gerçekleştirilen Güney Kıbrıs-Yunanistan-Ürdün Üçlü Zirvesi yeni bir oluşum değil. 2018 yılında başlatılan mekanizma, tarafların yıllardır sürdürdüğü diplomatik ve stratejik temasların devamı niteliğinde.

Ancak son zirveyi farklı kılan unsur, bölgenin içinden geçtiği kırılgan dönem. Filistin, Lübnan, Suriye ve son olarak İran’ın da dahil olduğu bölgesel savaş atmosferi gölgesinde Amman’da verilen fotoğraf, rutin bir diplomatik buluşma olarak değerlendirmek yanıltıcı olabilir.

Rum Yönetimi Başkanı Nikos Hristodoulides, Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis ve Ürdün Kralı 2. Abdullah tarafından yapılan açıklamalarda güvenlik, enerji, istikrar ve bölgesel koordinasyon vurgusu öne çıktı. Ancak zirvenin asıl ağırlık merkezi, değişen bölgesel dengelerdi.

Amman yönetimi uzun yıllardır Türkiye ile dengeli ve yakın ilişkiler yürütüyor. Savunma, ticaret, diplomasi ve bölgesel konularda Ankara ile temasını koruyan Ürdün’ün; Türkiye’nin tanımadığı Rum Yönetimi ile Ege ve Doğu Akdeniz’de Ankara ile sık sık karşı karşıya gelen Yunanistan’la aynı stratejik hatta görünmesi bölgesel diplomasi açısından dikkatle okunmalıdır.

İsrail’in Gazze savaşı sonrası daha sert ve yayılmacı bir güvenlik politikası izlemesi, Batı Şeria’daki tansiyonun yükselmesi ve İran merkezli gerilimlerin Körfez’e kadar yayılması; Ürdün’ü yeni güvenlik ve diplomatik denge arayışlarına itiyor.

Nikos Hristodulidis, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı

Ürdün açısından mesele, doğrudan Türkiye karşıtı bir pozisyon almak değil; Batı’yla bağlantılı yeni diplomatik kanalları açık tutmak ve artan bölgesel baskılar karşısında çok taraflı güvenlik alanı oluşturmak.

Ancak Rum Yönetimi açısından tablo farklı. Lefkoşa’nın güneyi uzun süredir Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin etkisini dengeleyecek çok taraflı ortaklıklar kurmaya çalışıyor. İsrail, Mısır, Fransa ve bazı Körfez ülkeleriyle geliştirilen ilişkiler de bu stratejinin parçaları arasında görülüyor. Ürdün’ün bu diplomatik hatta daha görünür hale gelmesi ise Rum tarafının elini siyasi olarak güçlendiren yeni bir unsur olarak değerlendiriliyor.

Zirvede Türkiye veya Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne (KKTC) yönelik doğrudan bir mesaj verilmedi. Ancak enerji güvenliği, bölgesel koordinasyon ve stratejik iş birliği başlıklarının Doğu Akdeniz’deki güç mücadelesinden bağımsız olmadığı da açık. KKTC açısından mesele, askeri bir tehditten çok diplomatik ve jeopolitik denklemin dışında bırakılma riskiyle ilgili.

Rum tarafı, Avrupa Birliği üyeliğini ve bölgesel krizleri kullanarak kendisini Avrupa ile Orta Doğu arasında stratejik bir merkez olarak konumlandırmaya çalışıyor. Bu durum, Güney Kıbrıs’ın uluslararası görünürlüğünü artırırken, KKTC’nin bölgesel diplomatik süreçlerin dışında tutulması sonucunu doğurabiliyor.

Türkiye açısından bakıldığında ise Amman’daki zirve doğrudan bir güvenlik tehdidi olarak değerlendirilmiyor. Ancak Ankara’nın Doğu Akdeniz’de artan etkisini sınırlamayı hedefleyen diplomatik eksenlerin güçlendirilmeye çalışıldığı ortadadır.

Bugün Doğu Akdeniz’de kurulan her masa, yalnızca enerji veya ekonomiyle ilgili değil. Her yeni ortaklık, aynı zamanda bölgedeki güç dengelerinin nasıl şekilleneceğine dair siyasi bir pozisyon anlamı taşıyor.

Yazıyı paylaş
Leave a review

Leave a Review

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir