Hazar’dan Akdeniz’e Uzanan Enerji Hattı: Kıbrıs’ta Statüko Nereye Evriliyor?

Mert Özdeş
Mert Özdeş - Gazeteci
Görüntülemeler
7 dk okuma süresi

Kıbrıs Raporu Genel Yayın Yönetmeni Mert Özdeş, Doğu Akdeniz’de enerji projeleri üzerinden şekillenen yeni jeopolitik mimariyi mercek altına aldı. Hazar’dan Akdeniz’e uzanan hatların, bölgesel güvenlik anlayışını ve Kıbrıs sorunundaki statükoyu nasıl zorladığını analiz eden Özdeş, çözüm parametrelerinin giderek BM kararlarından uzaklaşıp enerji ve güvenlik gerçekleri ekseninde yeniden tanımlandığına dikkat çekiyor.

Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’nın (TPAO) ExxonMobil ve Chevron ile peş peşe imzaladığı mutabakat anlaşmaları, yalnızca ticari ortaklıklar olarak okunamayacak ölçüde derin bir jeopolitik anlam taşıyor. 8 Ocak 2026’da ExxonMobil, 5 Şubat 2026’da ise Chevron ile atılan imzalar; ABD’nin Doğu Akdeniz, Karadeniz ve Hazar hattını kapsayan yeni enerji mimarisinde Türkiye’yi merkez ülke olarak konumlandırdığını gösteriyor.

Bu adımlar, Doğu Akdeniz’de yıllardır Türkiye’yi dışlayan haritalar ve projeler üzerinden inşa edilmeye çalışılan denklemin fiilen çöktüğüne işaret ediyor. Özellikle ABD’nin iki enerji devinin, sahadaki fiili aktör olan TPAO ile doğrudan masaya oturması, “Türkiyesiz enerji güvenliği” tezinin sürdürülemezliğini teyit ediyor.

Rum Yönetimi Başkanı Hristodulidis ve ExxonMobil Başkan Yardımcısı John Ardill

Rum Tarafı İçin “Gaz Sevinci”nden “Soğuk Duşa”

Rum Yönetimi’nin tek yanlı ilan ettiği sözde MEB’in 10. parselinde arama faaliyetleri yürüten ExxonMobil’in ortaya koyduğu takvim, Güney Lefkoşa’da uzun süredir köpürtülen “Doğu Akdeniz gazı” beklentisini ciddi biçimde törpüledi.

ExxonMobil Başkan Yardımcısı John Ardill’in verdiği mesaj netti: doğrulama sondajı en erken 2030, üretim ise ancak 2035’te mümkün olabilecek; üstelik bunun için en az 20 yıllık alım garantisi şart. 6–9 trilyon kübik feet olarak telaffuz edilen rezerv tahminleri, bu takvimle birlikte ekonomik bir müjdeden çok uzun vadeli bir ihtimal niteliği kazanıyor.

Gazın piyasaya çıkmasının en az 10 yıl alacak olması, Rum tarafının enerji kartını diplomatik bir kaldıraç olarak kullanma kapasitesini fiilen ortadan kaldırırken; Doğu Akdeniz’de statükoyu Güney Kıbrıs lehine dondurma stratejisinin de sürdürülemez olduğunu gösteriyor.

Kaynak: T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı

İsrail Gazı, TANAP ve Türkiye Gerçeği

Bu noktada Doğu Akdeniz gazı ile İsrail gazının Avrupa’ya taşınması meselesi, teorik haritalardan ziyade çalışan hatlar üzerinden yeniden değerlendiriliyor. İsrail-Azerbaycan ilişkilerinin kazandığı stratejik derinlik ve Azerbaycan gazını Avrupa’ya başarıyla ulaştıran TANAP’ın sahadaki performansı, Doğu Akdeniz gazı için de en rasyonel güzergahın Türkiye olduğunu ortaya koyuyor.

Rusya’ya uygulanan enerji ambargosu, Avrupa’nın alternatif gaz kaynaklarına duyduğu ihtiyacı artırırken; İsrail gazı bu denklemde giderek daha kritik hale geliyor. Buna karşın İsrail gazını Güney Kıbrıs ve Yunanistan üzerinden Avrupa’ya ulaştırmayı hedefleyen EastMed Projesi, yüksek maliyet, derin deniz teknik zorlukları ve siyasi riskler nedeniyle kağıt üzerinde kaldı. Rum tarafının 2038’e uzanan belirsiz üretim takvimi de bu hattın gerçekçi olmadığını teyit ediyor.

Buna karşılık Türkiye; mevcut altyapısı, TANAP gibi çalışan bir modeli ve Exxon ile Chevron gibi küresel enerji devleriyle kurduğu yeni ortaklıklar sayesinde, çok daha hızlı, güvenli ve ekonomik bir alternatif sunuyor. Bu tablo, Türkiye seçeneğini artık bir tercih değil, zorunlu bir geçiş kapısı haline getiriyor.

TPAO ile Chevron, potansiyel petrol ve doğal gaz alanlarında arama ve üretim yapmak üzere mutabakat zaptı imzaladı.

Chevron’un Suriye–Türkiye Hattı

Chevron’un 4 Şubat 2026’da Şam’da Suriye Petrol Şirketi ve Katar merkezli Power International Holding ile mutabakat zaptı imzalamasının ardından, yalnızca 24 saat sonra İstanbul’da TPAO ile ikinci bir anlaşmaya gitmesi, ABD’nin bölgeye dair daha geniş bir yeniden konumlanma arayışında olduğunu gösteriyor.

Hazar’dan Akdeniz’e Uzanan Güvenlik Seddi

Bu iki imza birlikte okunduğunda, ABD’nin Suriye’yi dışlayan değil; kontrollü biçimde sisteme entegre eden, Türkiye’yi ise hem enerji hem güvenlik hattının merkezine yerleştiren bir stratejiye yöneldiği görülüyor. İzolasyon ve yaptırım eksenli eski yaklaşım, yerini ticari bağımlılık üzerinden çatışmaları dondurmayı hedefleyen daha pragmatik bir modele bırakıyor.

ABD Suriye Özel Temsilcisi ve Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın Kasım 2025’te Bahreyn’de dile getirdiği,
Türkiye ve İsrail savaşmayacak. Hazar Denizi’nden Akdeniz’e kadar bir iş birliği göreceksiniz”
ifadeleri, bugün gelinen noktada daha net okunuyor.

ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack

Bu yaklaşım, Doğu Akdeniz’i münferit bir gaz sahası olarak değil; Azerbaycan gazını Avrupa’ya taşıyan TANAP başarısının Doğu Akdeniz rezervleriyle birleştirildiği, Avrasya’nın güneyinde Batı eksenli bir enerji ve güvenlik seddi olarak tanımlıyor. Nihai hedef, yalnızca enerji arzını çeşitlendirmek değil; ticari bağımlılık yoluyla bölgesel gerilimleri yönetilebilir seviyede tutmak.

Hazar’dan Akdeniz’e Uzanan Enerji Hattında Kıbrıs’ın “Kilit Önemi”

Barrack’ın Aralık 2025’te Yunanistan’da yayımlanan Kathimerini gazetesine verdiği röportajda, Hazar’daki fosil yakıtların Türkiye ve Yunanistan üzerinden Akdeniz’e ulaşmasının önündeki engellerin teknik değil siyasi olduğunu vurgulaması bu stratejinin diplomatik ayağını ortaya koyuyor. “Siyasi müdahaleden refah yoluyla kurtulursunuz” ifadesi, ABD’nin çatışma değil entegrasyon temelli bir denge aradığını gösteriyor.

Kıbrıs’a ilişkin “Sağlıklı bir vücudun ortasında bir apse barındıramazsınız. O vücudun her parçasının iyileşmesi gerekir. Kıbrıs kilit bir parça” benzetmesi ise ABD’nin kurduğu bu yeni enerji ve güvenlik mimarisinde belirsizlik üreten alanların iyileştirilmek istendiğine dair güçlü bir mesaj niteliği taşıyor.

Türkiye’siz Denklem Yok: Kıbrıs’ta Parametreler Değişiyor

Bugün gelinen noktada tablo nettir: Türkiye’nin onayı olmadan Doğu Akdeniz’de hiçbir enerji projesinin hayata geçmesi mümkün görünmemektedir. Exxon ve Chevron gibi küresel enerji devlerinin TPAO ile masaya oturması, ABD’nin de artık “Türkiyesiz bir Doğu Akdeniz denklemi kurulamayacağını” kabul ettiğinin somut göstergesidir.

Bu kabulleniş yalnızca enerji projeleriyle sınırlı değil; aynı zamanda bu denklemin önünde engel olarak görülen başlıkların (Kıbrıs sorunu dahil) yeniden ele alınmak istendiğini gösteriyor. Barrack’ın “apse” benzetmesi bu bağlamda okunmalıdır: ABD, kurduğu yeni enerji ve güvenlik mimarisinde sorun üreten alanları dondurmak değil, dönüştürmek istiyor.

Bu süreç, Kıbrıs’taki çözüm parametrelerini statik ve sonuç üretmeyen “BM kararları” çerçevesinden çıkarıp, enerji ve güvenlik gerçeklerinin belirlediği daha pragmatik bir zemine taşıyor. Enerji gelirlerinin paylaşımı meselesi, yakın gelecekte federal bir çözümden ziyade; “yan yana yaşayan iki yapının iş birliği yaptığı” bir modeli fiilen dayatan noktaya evrilebilir.

Doğu Akdeniz’de artık ideolojik haritalar değil, çalışan hatlar; siyasi sloganlar değil, fizibilite belirleyici. Bu yeni denklemde Türkiye, yalnızca merkez ülke değil; enerji, güvenlik ve Kıbrıs meselesinin kesiştiği kilit taş konumundadır.

Mert Özdeş
Kıbrıs Raporu
Genel Yayın Yönetmeni

Yazıyı paylaş
Mert Özdeş
Gazeteci
Takip
Mert Özdeş, Kıbrıs Raporu Genel Yayın Yönetmeni Kıbrıs merkezli bağımsız ve referans yayın platformu Kıbrıs Raporu’nun kurucusu ve Genel Yayın Yönetmeni olan Mert Özdeş, uluslararası ilişkiler, siyaset ve medya alanlarında uzmanlığıyla tanınan saygın bir gazetecidir. Gazetecilik kariyerine üniversite yıllarında hazırlayıp sunduğu televizyon ve radyo programlarıyla adım atan Özdeş, mezuniyetinin ardından 2010-2014 yılları arasında Star Kıbrıs Medya Grubu bünyesinde Ada FM Yayın Yönetmenliği ve Cyprus Star Gazetesi editörlük görevlerinde bulundu. Ardından Ada TV Haber Merkezi’nde haber üretip ana haber bültenlerini sundu; Doğu Akdeniz Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde ise öğretim görevlisi olarak Radyo ve Televizyon dersleri verdi. 2014-2018 yılları arasında Diyalog TV’de hazırlayıp sunduğu Odak Noktası programı ve Diyalog Gazetesi’ndeki özel haberleriyle Kıbrıs kamuoyunun gündemini şekillendirdi. 2019-2021 yılları arasında ise Devlet televizyonu BRT’de yayımlanan “Paradigma” adlı programıyla bölgesel gelişmeler ve Kıbrıs müzakereleri üzerine kritik analizler sundu. Gazetecilik pratiğinde Kıbrıs Sorunu, Türkiye-KKTC ilişkileri, Doğu Akdeniz, Kafkaslar ve Türk Dünyası, Avrupa Birliği-Türkiye ilişkileri ve Ortadoğu’daki bölgesel krizler odak noktalarını oluşturdu. Uluslararası standartlarda haber dili ve analitik yaklaşımı sayesinde, yalnızca Kıbrıs’ta değil, bölgesel ölçekte de güvenilir bir referans kaynağı olarak kabul edildi. 2022 yılında hayata geçirdiği Kıbrıs Raporu adlı gazete; makale, röportaj, araştırma, analiz, anket ve istatistiksel verilerle öne çıkan yeni nesil bir haber ve düşünce platformu olarak konumlanıyor. Yayınlarıyla devlet kurumları, diplomatik misyonlar, düşünce kuruluşları ve akademi dünyasına referans kaynağı sağlayan Kıbrıs Raporu, bölgesel gazetecilikte yeni bir standart yaratmıştır. Mert Özdeş, meslek yaşamı boyunca “Yılın Televizyon Sunucusu” ve “Yılın En İyi Haber Programı Sunucusu” dahil olmak üzere birçok ödüle layık görülmüş; analitik bakış açısı, objektif haberciliği ve uluslararası ilişkilerdeki uzmanlığıyla takdir toplamıştır. Özdeş, gazetecilik kimliğinin yanı sıra, Kıbrıs’taki saygın düşünce kuruluşlarının başında gelen Beşparmak Düşünce Grubu üyesidir. Stratejik iletişim ve danışman olarak Kıbrıs Türk Kızılay, KKTC Milli Olimpiyat Komitesi ve Kıbrıs Türk Denizcilik Platformu gibi saygın kurumlarda görev almıştır. Bugün Mert Özdeş, Kıbrıs ve Doğu Akdeniz üzerine uzmanlaşmış bir gazeteci, uluslararası ilişkiler analisti, kurumsal iletişim uzmanı ve saygın bir yayıncı olarak, hem yerel hem küresel ölçekte düşünce üretmeye ve referans niteliğinde yayınlar ortaya koymaya devam etmektedir.
Leave a review

Leave a Review

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir