Rum basını, Ukrayna’da olası bir barışın ardından Washington’un odağının Kıbrıs’a yöneleceği öngörüsünde bulundu. Analizde, dünyadaki güvenlik krizlerinin, Türkiye’nin “Garantörlük ve Askeri Varlık” tezine uluslararası meşruiyet ve diplomatik kaldıraç sağladığına dikkat çekildi.

Güney Kıbrıs’ın yüksek tirajlı gazetelerinden Fileleftheros, yayımladığı kapsamlı analizde, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump yönetiminin küresel kriz takviminde, Ukrayna’dan sonraki durağının Kıbrıs olabileceğini iddia etti. Gazete, Ankara’nın Kıbrıs politikasını “İki Devletli Çözüm, Garantiler ve İsrail faktörü” olmak üzere üç ana eksende yeniden kurguladığını öne sürdü.

Haber, ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın açıklamalarını ve Ankara’nın değişen güvenlik algılarını merkeze alarak, Doğu Akdeniz’deki satrancın Ukrayna savaşı sonrası nasıl şekilleneceğine dair Rum tarafındaki beklenti ve endişeleri gözler önüne seriyor.

Washington’un Gözü Kıbrıs’a mı Çevriliyor?
Analizde dikkat çeken en kritik varsayım, Ukrayna-Rusya savaşının bir anlaşmayla sonlanması durumunda, ABD dış politikasının yarattığı diplomatik boşluğun Kıbrıs sorunu ile doldurulacağı yönünde.
Her ne kadar ABD yönetiminden şu an için adaya yönelik “aktif ve acil” bir müdahale sinyali gelmese de, Fileleftheros bu kapının Washington bürokrasisi tarafından “aralık bırakıldığını” savunuyor.
Bu yaklaşım, Rum tarafının Biden dönemindeki durağanlığın ardından Trump döneminden “baskılı bir çözüm süreci” beklediği veya buna hazırlandığı şeklinde yorumlanıyor.

Ankara’nın “Üç Kırmızı Çizgisi”
Gazete, Türkiye’nin olası bir müzakere sürecine yaklaşımını üç stratejik bariyer üzerine kurduğunu iddia ediyor. Ankara’nın özellikle Rum Yönetiminin, Avrupa Birliği dönem başkanlığı sürecinde özlü bir müzakereye kapalı olduğu belirtilirken, şu üç başlık öne çıkarılıyor:
1. Egemen Eşitlik ve İki Devlet
Türkiye’nin gelenekselleşen “iki devletli çözüm” ısrarı, birinci ve en sert bariyer olarak tanımlanıyor.
2. Küresel Meşruiyet Kazanan “Garantörlük”
Gazete, Türkiye’nin elinin güçlendiği bir diğer noktanın “Garantörlük” kurumu olduğunu itiraf eder nitelikte bir saptamada bulunuyor. Ukrayna ve Gazze krizlerinde “garantör ülkeler” formülünün uluslararası toplumca tartışılması, Türkiye’nin Kıbrıs’taki garantörlük tezini arkaik bir talep olmaktan çıkarıp, güncel bir güvenlik ihtiyacına dönüştürmüş durumda.
3. Sürpriz İddia: “İsrail Korkusu”
Analizin en dikkat çekici bölümü, Türkiye’nin adadaki demografik ve ekonomik hareketlilik üzerinden “Kıbrıs’ın İsrail tarafından kontrol edileceğine dair abartılı bir korkuya sahip olduğu” iddiası. Bu tez, Ankara’nın adadaki askeri ve siyasi varlığını sadece Rumlara karşı değil, bölgesel rakiplere (özellikle İsrail’e) karşı bir denge unsuru olarak gördüğüne işaret ediyor.


