Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin AB Dönem Başkanlığı’nı devralırken Türkiye’yi hedef alan söylemlerine Ankara, tarihsel bir restle karşılık verdi. Dışişleri Bakanlığı, Brüksel’deki “işgal” suçlamalarını reddederken, adadaki tek ve gerçek işgalin 1963 yılında Rum tarafının anayasal düzeni yıkarak ortaklık devletini gasp etmesi olduğunu vurguladı.

Doğu Akdeniz’de diplomatik trafik hızlanırken, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) Avrupa Birliği (AB) Dönem Başkanlığı’nı devralması, Ankara ile Brüksel hattında yeni bir gerilimi tetikledi.
7 Ocak’ta düzenlenen devir teslim töreninde Rum liderliği ve AB yetkililerinin kullandığı terminoloji, Türkiye Dışişleri Bakanlığı tarafından “gerçeklerle bağdaşmayan çarpık söylemler” olarak nitelendirildi.
Türkiye Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Öncü Keçeli, törende kullanılan “işgal”, “istila” ve “bölünme” ifadelerine yönelik yayınladığı açıklamada, Ankara’nın Kıbrıs meselesindeki kırmızı çizgilerini bir kez daha hatırlattı.

“Tarihi Gerçeklerin Çarpıtılmasına İzin Vermeyiz”
Keçeli’nin açıklamaları, Türkiye’nin Kıbrıs politikasının temelini oluşturan tarihsel perspektifi yeniden gündeme taşıdı. Törende kullanılan ifadelerin reddedildiğini vurgulayan Sözcü, meselenin kökenine inerek şu değerlendirmeyi yaptı:
“Ada’daki tek ‘işgal’, Kıbrıs Rum tarafının 1963 yılında Anayasa’yı ve Kıbrıs Türk halkının özden gelen haklarını açıkça ihlal ederek ortaklık devletinin makamlarını gasbından kaynaklanmaktadır. AB yetkililerinin, Kıbrıslı Türklerin varlığını görmezden gelen tutumu, AB’nin savunma iddiasında olduğu temel insani değerlerle ilgili çifte standart izlediğini bir kez daha ortaya koymaktadır.
Öte yandan Kıbrıs Rum tarafının, kamuoyu önünde verilen taahhütlerin aksine, AB Dönem Başkanlığını en başından itibaren Kıbrıs meselesine dair çarpık söylem ve uzlaşmaz pozisyonlarını ortaya koymak amacıyla kötüye kullanması, AB’nin Kıbrıs meselesinin çözümünde neden tarafsız ve yapıcı bir aktör olamayacağını gözler önüne sermektedir.”
Bu ifadeyle Ankara, 1974 Barış Harekatı’nı bir “başlangıç” olarak gören “Batı” tezine karşı, sorunun 1963’te Rum tarafının anayasal düzeni yıkmasıyla başladığı gerçeğini diplomatik bir nota ile kayda geçirmiş oldu.


