Güney Kıbrıs basınına sızan Amerikan bilgi notu, Washington’ın Ada’daki askeri varlığını kalıcı bir yapıya kavuşturma planını deşifre etti. Pentagon’un doğrudan finansmanıyla modernize edilen Baf ve Mari üsleri, 1960 Garanti Antlaşmaları’nın “üçüncü ülke” yasağını fiilen devre dışı bırakırken; Doğu Akdeniz’deki stratejik dengeyi de temelinden sarsıyor.

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) etkili yayın organlarından Fileleftheros’un ulaştığı ve Amerikan makamlarına dayandırılan bir belge, ABD’nin Ada’daki askeri varlığını kalıcı ve operasyonel bir altyapıya kavuşturma planını ifşa etti.
Söz konusu belge, Washington’ın silah ambargosunu kaldırma kararının ardından gelen sürecin, basit bir mühimmat satışından ibaret olmadığını; Ada’nın güneyinin Batı güvenlik mimarisine, resmi üyelik olmadan fiilen entegre edildiğini gösteriyor.
‘Lojistik Tahkimat’ Dönemi: Baf ve Mari Odağı
Sızan belgelere göre iş birliği, Rum Milli Muhafız Ordusu’nun (RMMO) kapasitesini artırmanın ötesinde, Amerikan ve Avrupa kuvvetlerinin Ada’yı bir “sıçrama tahtası” olarak kullanabilmesi üzerine kurgulanmış durumda.
ABD Avrupa Hava Kuvvetleri (USAFE), Baf’taki Andreas Papandreu Hava Üssü’nün genişletilmesi ve altyapısının NATO standartlarına yükseltilmesi için doğrudan finansman sağlıyor. Buradaki temel motivasyon, sadece Rum hava gücünü desteklemek değil; üssü ABD, NATO ve AB unsurlarının hava operasyonları için “tak-çalıştır” (plug-and-play) bir merkez haline getirmek.
Benzer bir süreç deniz gücü için de işliyor. ABD Deniz Kuvvetleri Mühendislik Sistemleri Komutanlığı (NAVFAC), Mari’deki Evangelos Florakis Deniz Üssü’ne stratejik bir yatırım yaparak yeni bir helikopter pisti ve çok amaçlı tesis inşa ediyor. Larnaka’daki askeri eğitim kampı da bu genişleme planının bir parçası olarak yeniden yapılandırılıyor.

“Kriz Yönetimi” Adı Altında Stratejik Konumlanma
Washington tarafı, söz konusu yatırımların gerekçesini “bölgesel kriz yönetimi”, “sivil tahliye operasyonları” ve Güney Kıbrıs’ın “Estia” planına destek olarak tanımlıyor. Ancak satır araları okunduğunda, bu altyapının Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’daki olası askeri hareketlilikler için kritik bir lojistik hub (merkez) olarak tasarlandığı anlaşılıyor
Özellikle inşaatların tamamlanmasının ardından tesislerin operasyonel kontrolünün Rum Yönetimi’ne bırakılacak olması, Washington’ın “toprak egemenliği” hassasiyetini gözeterek, “kalıcı üs” tartışmalarından kaçınma stratejisi olarak yorumlanıyor.

West Point Kapıları ve Askeri Doktrin Transferi
İş birliğinin “yazılım” ayağında ise RMMO personelinin Amerikan askeri doktrinine uyumu hedefleniyor. ABD Savunma Güvenlik İşbirliği Ajansı (DSCA) heyetinin bu ay gerçekleştireceği ziyaretle hız kazanacak süreçte, Rum subaylarına ABD’nin en prestijli harp akademisi West Point ve Hava Harp Okulu’nun kapıları resmen açıldı.
Halihazırda Uluslararası Askeri Eğitim ve Öğretim (IMET) programı kapsamında her yıl ortalama 30 Rum askeri personelinin ABD tesislerinde eğitilmesi, iki ordu arasındaki birlikte çalışabilirlik (interoperability) kapasitesini artırmayı hedefliyor. Ayrıca, “Yabancı Askeri Satışlar” (FMS) ve “Fazla Savunma Malzemeleri” (EDA) programları üzerinden, RMMO’nun envanterine düşük maliyetli nakliye araçları ve savunma teçhizatı kazandırılması için pazarlıklar sürüyor.

Hukuki Çıkmaz: 1960 Antlaşmaları ve “Üçüncü Ülke” Yasağı
ABD ile girilen bu derin askeri angajman, “Kıbrıs Cumhuriyeti”nin kuruluş felsefesini oluşturan ve Türkiye, Yunanistan ile Birleşik Krallık’ın “Garantör” sıfatıyla imzaladığı “Garanti ve İttifak Antlaşmaları” ile doğrudan çelişiyor. Uzmanlar, Pentagon kaynaklı bu finansman ve yapılaşma hamlesinin şu üç temel hukuki çizgiyi ihlal ettiğine dikkat çekiyor
- Siyasi ve Askeri Bütünlük İlkesi (Garanti Antlaşması Madde 1 ve 2): Antlaşma uyarınca Kıbrıs, adanın bağımsızlığını ve güvenliğini tehlikeye atacak her türlü askeri ittifaktan kaçınmayı taahhüt etmiştir. Rum yönetiminin bir süper güçle “Savunma İş Birliği Yol Haritası” çizmesi, adanın tarafsızlığına ve güvenliğine yönelik “tek taraflı bir statü değişikliği” olarak yorumlanıyor.
- Askeri Dengenin Korunması (İttifak Antlaşması): 1960 sistemi, adada sadece Türkiye ve Yunanistan’ın (belirlenen kotalar dahilinde) askeri birlik bulundurmasına izin verirken, İngiltere’nin varlığını ise “Egemen Üs Bölgeleri” ile sınırlandırmıştır. Üçüncü bir ülkenin —bu durumda ABD’nin— adada askeri altyapı inşa etmesi, yığınak yapması veya personeline “West Point” gibi kapıları açarak orduyu doktrinel olarak kendine bağlaması, antlaşmadaki “üçüncü ülke yasağını” fiilen kadük bırakmaktadır.
- “Fiili İttifak” ve Statü İhlali: Uluslararası hukukçular, bir devletin askeri üslerinin başka bir devlet tarafından finanse edilip modernize edilmesini “fiili bir askeri ittifak” olarak tanımlıyor. Bu durum, 1960 sisteminin temelini oluşturan ve adadaki askeri dengenin (Equilibrium) korunmasını öngören statüyü kökten sarsıyor.


